Dolar 3,6400
Euro 3,9015
BİST 92,423
Altın 1,284,1
Tuna AKÇAY
Tuna AKÇAY

Estetik Arkeoloji ve Tarih Fotoğrafçılığı

Eklenme Tarihi : 16 Ocak 2014, 23:22


Arkeoloji fotoğrafçılığına dünyada gereken önem yüzyılımızın başlarından itibaren verilmeye başlanmıştır. Ancak arkeoloji bilimi ve fotoğrafçılık ayrı bir uzmanlık dalı gerektirdiğinden, bu konuda bilgi birikimi edinmek için özel çaba sarf edilmesi gerektirmektedir. Bu sorun birçok kazı yerinde kazı fotoğrafçısı sağlanarak ya da amatör arkeolog fotoğrafçıların yaptığı çekimlerle çözülmeye çalışılmaktadır. Oysa en iyi çözüm her iki konuda da bilgi sahibi olma şansı yüksek olan arkeologların fotoğraf çekimlerini yapması olacaktır. Aslında zaman içinde kendini doğru tekniklerle geliştiren, titiz arkeologlar olmakla birlikte bu hem uzun zaman almakta hem de özel ilgi alanı olması gerektirmektedir. Ülkemizde arkeoloji eğitimi veren üniversitelerimizin birçoğunda fotoğraf dersleri eğitimin bir parçasını oluşturmaktadır. Gereken bilgi birikimine ulaşılabilecek malzeme ve zaman gereksinimi sorunu nedeniyle, gerekli eğitim tam anlamıyla alınamamaktadır. Aynı zamanda bu konuda yazılı kaynak eksikliği en önemli sorun olarak karşımızda durmaktadır. Aslında temeli fotoğrafın bulunmasıyla atılan arkeoloji fotoğrafçılığı, dünyada gereken öneme 1900’lü yılların başında yayınlanan Arkeoloji ve Fotoğraf konulu kitaplarla kavuşmuştur. Ülkemizde konunun önemi bilinmekle birlikte, bu konuda Üniversitelerimizde ve yayın dünyamızda henüz kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır.

 

Bu durum yetişen genç bilim adamlarının materyal yönünden eksik kalmasına sebep olmaktadır. Arkeolojik kazı alanlarının ve buluntuların fotoğraflanması sırasında yapılan teknik hatalar hem eserlerin tarihlenmesinde hem de arkeolojik yayın ve sempozyum sunumları sırasında bilim adamını zor duruma düşürmektedir. Müze envanterlerinin tutulması sırasında detaylı ve düzgün teknikle belgelemenin yapılamaması, müzelerin çoğunda fotoğrafa gereken önemin verilmemesi sonucunda oluşan kayıpları da unutmamak gerekir. Bu çalışma arkeolojik mirasın nasıl bilimsel, belge ve estetik anlamda fotoğraflanması gerektiğine

 

Arkeoloji uzun yıllar boyunca, kazma-kürek kullanılarak yapılan basit bir araştırma dalı olarak görülmüştür. Bugün ise, laboratuvar ve ören yerlerinde yapılan restorasyon, toprak ve ilgili kalıntıların analizi, kayıtların sistematik bir şekilde tutulması  ve fotoğraflama gibi yüksek bilgi ve beceri isteyen, yardımcı  hizmetlerle desteklenmektedir. Arkeolojideki gelişmeler ile birlikte fotoğraflamaya duyulan ihtiyaç ve fotoğrafın kullanımı da artmıştır. 

 

Kazılarda fotoğraf, belgelemenin üç büyük öğesinden birini oluşturur. Eski eserlerin belgelenmesinde fotoğraf kullanımı eskiye uzanır. XIX. yüzyılın sonları ve XX. yüzyılın ilk çeyreği içinde fotoğraf, kazı ve buluntuların kaydında standart teknikler arasına girmiştir. Günümüzde fotografik belge olmaksızın bir kazı düşünülemez. Bir arkeolojik kazı aynı zamanda belgeme teknikleriyle eş değer bir disiplindir. Bir kazı alanını açıp orayı salt bilimsel bir materyal olarak görmek doğru değildir. Alana bir kültürel miras gözü ile bakıp o alanın en iyi şekilde korunması, belgelenmesi gerekmektedir. Belgeleme teknikleri de günümüzün en ileri teknolojileri ile çok daha iyi bir duruma gelmiştir. Belirli standart belgeleme teknikleri baki kalmak şartı ile, modern dünyanın tüm imkanları üzerimizde olan bu yüksek sorumluluk için ayrıca kullanılmalı, ekipler ona göre oluşturulmalıdır.

 

Kazı fotoğrafları belgeleme, yayın ve estetik olmak üzere üç amaca yöneliktir. Fotoğraflamada en önemli öğe tabiî ki iyi bir kayıt tutulmasıdır. Kazı yapılan alanda çekilmiş bulunan detay fotoğrafların kaydı çok iyi bir biçimde alınmalıdır. Bu fotoğraflar sadece kazı  sonuç raporunda illisturasyon olarak gösterileceği için değil, bunun yanında yazara detayları  hatırlatması  ve ileride muhtemel geri dönüşler için referans olması  bakımından önemlidir. Belgeleme fotoğrafları kazı boyunca, gerektiği her anda çekilebilen ve kazı arşivinde bir kayıt olarak saklanması gereken görüntüleri kapsar. Günlük gelişmeleri saptamak amacıyla bu türde ayrıntılı çekimler her gün yapılmalıdır.

 

Yayına yönelik fotoğraflar ise daha büyük bir özen gerektirirler. Bunlar kazı alanının karakteri ve çevresi hakkında açık fikir verecek türde olmalı önde alanın özellikleri gelmek koşuluyla iyi bir görüntü alınmalıdır. Bu yüzden uygun ışık durumu ile temizlik, kompozisyon ve çekim açısı en önde gelen faktörler arasında yer alır. Bu amaç için çekilmiş ayrıntılı fotoğrafları yapıların genel karakterini göstermeli, duvar inşa tekniklerini belli etmeli ve kazı alanının tarihi konusunda bilgi veren kesimleri açık ve net bir şekilde saptamış olmalıdır. Bu türde fotoğraflar çoğu kez sözlü tanımlardan çok daha açıktır. 

 

Bilimsel bir yayın ya da sıradan bir kayıt olsa da kullanılacak fotoğrafın teknik sorunlarının giderilmiş olması önemlidir.  Fotoğraf doğru biçimde ışık verilmiş, doğru bir pozlama sonrası fotoğraf kâğıdına basılmış veya CD’ye aktarılmış, temiz, düzgün, taze ve parlak, ayrıca zengin gölge detaylarına sahip olmalı ve dengeli bir kompozisyonu içinde barındırmalıdır. 

 

Böyle bir fotoğrafı ortaya çıkaran bazı temel unsurlar vardır: kamera ve lensler, hassas film ve kâğıtlar, yüksek çözünürlüğe sahip bir dijital SLR kamera ve belki de en önemlisi de kullanılan ışıktır. Bunların tümü başarıyı ortaya çıkarmada eşit öneme sahiptir. Kamera ve materyal üzerinde bizim bir miktar kontrol gücümüz olmakla birlikte Özellikle doğal ışık kullanıyorsak ışık üzerinde kontrolümüz çok azdır. Bu durumda ışığın maddeler üzerindeki oyunu izlenmelidir.

 

Özellikle kazılara alınan fotoğraf makinelerine de dikkat edilmelidir. Maalesef kazıya alınan birçok malzeme üniversiteler ve ihaleler aracılığı ile kazılarımıza kazandırılır. Marka ve belirleyici birçok unsurun sipariş için detaylandırılmadığı bir sistemde, bakanlar kurulu kararı ile çıkan bir projenin ağırlığını karşılayacak ekipmanlar çoğunlukla elimize geçememektedir. Profesyonel diye alınan birçok makine basit küçük birçok el fotoğraf makinesinden çok daha kötü performansa sahiptir. Bu tür alımlarda yetkin olmayan kişilerin olması kazılarda ekipman sıkıntısını ortaya çıkarmaktadır.

 

Özellikle son çıkan makineler içinden sizlere Nikon d300s fotoğraf makinesini önermekteyim. Kazı alanı geniş olan antik kentlerde açmanın açılışı ve kapanışı gibi çekimler için de her açma için en az Nikon d90 marka fotoğraf makinesini sizlere tavsiye ederim.

 

Tüm arkeologların iyi birer fotoğrafçı olma zorunluluğu olmamakla birlikte, kazı alanının fotoğraf çekimine nasıl hazırlanacağı konusu bilinmelidir. Aslında günümüzde her arkeologun gerekli sabır ve dikkati gösterdiği takdirde kendisi için gerekli fotoğraflamayı yapabileceği teknik kolaylıklar mevcuttur. Özellikle dijital teknolojinin gelişmesiyle, karanlık oda ihtiyacının büyük ölçüde kalktığı düşünülürse, biraz merak ve dikkatle bu işin de altından kalkılabileceğini düşünmekteyim. Çünkü yine de arkeolojik eserlerin en doğru biçimde fotoğraflanmasının yine bir arkeolog tarafından yapılabileceği çok daha mantıklıdır. Böyle bir imkânın olmadığı durumda ise eğer bir kazı fotoğrafçısı varsa onu bir arkeologun yönlendirmesi doğru bir davranış olacaktır. 

 

Bilimsel kayıt ve belgelemenin bir diğer önemi de müze envanteri hazırlarken karşımıza çıkmaktadır. Müze envanterlerine geçirilen her eserin aynı zamanda fotoğraflanması gerekmektedir. Bu sayede her hangi şekilde başına bir iş gelen veya şüphe edilen eserin doğruluğunu ispatlamak kolaylaşacaktır. Normal şartlarda her müzenin bu kayıt işlemini yürütmek üzere bir fotoğraf hanesinin bulunması zorunluluğu vardır. Müzeye giren her eserin fotoğraflanması temel bir zorunluluk olmalıdır. Bu tip çalışmaların yapılmasında müzede arkeologlara ait fotoğrafçı kadrolarının olması da önemli bir konudur. Böyle bir çalışmanın hayata geçirilmesiyle hem arkeologların kadro olanakları artar hem de büyük bir boşluk olan bu sorunu ortadan kaldırmış oluruz. Maalesef müzelerimizde fotoğraf işleri tamamen amatör makineler ve personelle giderilmeye çalışılmaktadır. Günümüz dünyasında herşeyin genel anlamda görselleşip dijital dünyaya sunulduğu düşünülürse bu eksiğin önemli olduğu daha iyi algılanabilir. Bunun yanında arkeoloji bölümleri de fotoğrafı sadece kazı teknikleri dersinde değil ayrıca anlatılması gereken bir ders olarak değerlendirmesi gerekir. Arkeoloji merkezlerinin seminerler şeklinde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine fotoğraf kursları açması da bu boşluğun doldurulması anlamında önemli bir adım olacaktır.

 

2 yıl boyunca Doktora çalışmalarını yaptığım Köln Üniversitesi Arkeoloji Enstitüsünde, dijital arkeoloji arşiv laboratuvarı bulunmaktaydı. Bu bölümde sadece fotoğraflar değil bütün yayınlar dijital ortama aktarılıp bu yönde gelişen dünyaya ayak uyduruluyordu ve enstitünün bütün araştırmalarının dijital görüntüleri bir kütüphane gibi o bölümde saklanıyordu. Ayrıca buradaki personel yapılacak etkinler için broşür, el ilanı ve benzeri birçok materyali de estetik anlamda arkeoloji organizasyonlarına sunuyordu. Bu tip işleri de dışarıdan kişiler değil yine sadece o iş için uzmanlaşmış doktoralı arkeologlar ve staj imkanı bulan arkeolojinin yüksek lisans ve doktora öğrencileri yürütmekteydi.

 

Arkeolojik anlamda çok önemli bir coğrafyanın içerisinde yaşarken çalınan arkeolojik eserlerin geriye getirilmesinde çok önemli rol oynayan bu fotoğraflama işleminin müzelerimizin çoğunda yapılmaması veya kötü fotoğraflanması sonucunda, eserlerin geriye iadesinde büyük sorunlar yaşanmaktadır. Yurtdışına kaçırılmış eserlerle ilgili çalışmaları ve onların geri getirilmesi konusundaki çabalarıyla tanınan Özgen Acar’ ın bu konuda 1994 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki çarpıcı araştırma yazısı iyi bir örnek oluşturmaktadır. Acar yazısında müze envanterlerinin zayıflığından, kayıtların düzgün tutulmadığından eserlerin çoğunun hatta yarım yüzyıl önce müzeye getirilenlerin bile fotoğraflarının olmadığından bahsetmektedir. Yazısında uluslararası kuruluşların bu eserleri bulmak için Türkiye’ye yardımcı olduğunu ancak fotoğraf olmadığı için Kültür Bakanlığı ’nın bu eserlerin Türkiye’ye ait olduğunu kanıtlamakta eksik kaldığını belirtiyor.

 

Örneklerle belirtildiği üzere fotoğraf; arkeolojik eserlerin belgelenmesinde, kayıt altına alınmasında ve yayında kullanılarak tanıtılmasında büyük önem taşımaktadır. 

 

Arkeolojik anlamda belge fotoğrafçılığında dikkat edilmesi gereken en önemli unsur; teknik yönden en doğru biçimde fotoğraflanmasıdır.  Doğru bir fotoğraf makinesi ve objektifi ile, doğru ışıkta ve teknikte arkeolojik eserin belgelenmesi kaçınılmazdır. Arkeolojik belge fotoğrafçılığında objeleri asıllarına en uygun halde belgelemek gerekmektedir.

 

Yukarıda da belirttiğim üzere bütün arkeologların iyi birer fotoğrafçı olması beklenmemektedir. Ancak arkeologların eğitimlerini göz önüne aldığımızda mimariyi, altın oranları, seramik sanatını, plastik sanatları, uzuv oranlarını ve en önemlisi detay yakalamayı derslerinde, çalışmalarında öğrendiklerini bilmekteyiz. Böyle bir eğitimden geçen bir meslek koluna sahip birinin çok yönlü olması gayet normal karşılanmalıdır.

 

Arkeolojiyi salt tarihleme yapan, arazi işleri, ya da kaynaklar içinde boğulan bir bilim dalı olarak görmemek gerekir. İçerisinde felsefenin, yaşamın yani hayatın kendisini barındıran arkeolojiyi farklı bilim ve sanat dalları ile ortak bir yola sokabilirsiniz. Bir arkeolog farklı sanat dallarında eğitimi ve yeteneği ile birlikte başarıyı yakalayabilir ve ülkemiz için yetkin eserler sağlayabilir.

 

Bu doğrultuda bir arkeoloğun fotoğraf sanatına estetik değerde arkeoloji fotoğrafları kazandırabileceğini düşünmekteyim. Arkeoloji fotoğraflarına nasıl estetik değer katabilirim diye kendi içimde bir fikir çalışması yaptım. Öncelikle estetiğin ne olduğunu anlamaya çalıştım.

 

Estetik, herkesin ulaşmaya, çözümlemeye çalıştığı bir düşünce yapısı olan güzellik felsefesidir. Ayrıca estetik, güzelin üzerine düşünme ve ne olduğunu irdeleme etkinliğidir.

 

Alman düşünür Baumgarten’e göre estetik; “Güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır”. Bu fikirden yola çıkarak ben de estetik bakış açısını arkeolojik ve tarihi eserler üzerinde düşünmeye başladım. Fotoğrafçılıkla birebir ilgilenmeye başladığım 2001 yılından itibaren birçok arkeolojik kazı ve yüzey araştırmasına katıldım. Bu çalışmalarda ortaya çıkan eserlerin fotoğraflanması, belgelenmesi hep dikkatimi çeken bir alandı. Özellikle 10 yıldır birlikte çalıştığımiz sayin Prof. Dr. Emel Erten başkanlığında yapılan Olba Arkeolojik Yüzey Araştırmalari ve kazilarinda, proje arşivi için yaptığım çekimler bana gün geçtikçe farklı bir düşünce yapısı kazandırdı. Her yıl yaz döneminde, ortalama bir ay kaldığımız Olba antik kentinde eserler üzerinde yaptığım binlerce çekim sayesinde, arkeolojik materyallere bilimsel olarak nasıl yaklaşmam gerektiğini öğrendim. Her yıl aynı eserler üzerinde çekim yaptığım için, eserlerin var olandan farklı şekilde nasıl fotoğraflanabileceği hakkında fikir yürütmeye başladım. Güneşin konumunu, ışık koşullarını, açıyı, fotoğrafa üç boyut katmaya çalışarak alan derinliğini oluşturmayı, renklerin nasıl daha canlı yakalanabileceğini hesaplayarak ve bu çekimlere yerel halkın arkeolojik eserlerle iç içe olan günlük yaşantılarının dahil edilmesiyle fotoğraflanması, idealimin temelini oluşturdu.

 

Ancak bu işin daha detaylı olması gerektiği düşüncesiyle estetik değer yargılarının, eskiçağdan günümüze kadarki gelişimini ve tarihini inceleyerek, bazı kavramları daha iyi özümsedim. Bilimsel materyal niteliğindeki arkeolojik buluntular benim gözümde sanatsal değeri olan eserler oldukları için, arkeoloji fotoğrafçılığının, bilimle uğraşan biri olarak faydalandığım bir kaynaktan öte, daha farklı alanda değerlendirilmesi gereken estetik bir olgu olduğunu düşünüyorum.

 

Arkeoloji’de gerekli olan bir belgeleme tekniği vardır. Sayın Aykan Özener, arkeologlara eski eser fotoğraflarının neden gerekli olduğunu şu şekilde açıklar; “…fotoğraf, arkeologlara, arşiv yapmayı sağlayacak, çizimlerin, ölçümlerin gerektiği, karmaşık durumlarla uğraşacak vakti olmadığı zamanlarda belgeleme amaçlı hizmet eder. Doğru bir teknik kullanılarak çekilmiş bir fotoğraf sayesinde, kazı alanını gezmeden de tanıyabilmeli, bir arkeolojik objeyi görmeden de doğru ölçü ve biçiminde algılayabilmeliyiz…” Bunun yanında bir de insanların ve fotoğrafçıların gözüne hoş görünen, estetik açıdan bir duruşu olan, tarihi eser dediğimiz zaman “eser” sözcüğünü tam olarak karşılayan arkeoloji fotoğraflarının olması gerektiğini düşünüyorum.

 

Kazı ve yüzey araştırmalarında ekipler milyonlarca bilimsel fotoğraf çekmektedir. Hatırı sayılır zamanlarını arazilerde çalışarak geçirmektedir. Bu çekilen fotoğrafların hemen hemen hepsi belgeleme ve yayın için karelenmektedir. Ancak o yörenin arkeolojik anlamda en yetkin kişileri olarak ve aldığımız eğitimler sayesinde estetiği biraz da olsa bildiğimiz halde etrafımızdaki estetik değerleri atlıyoruz. Ekiplerimize, öğrencilerimize etraflarını keşfetmeye yönelik bazı teşvikler de sunmak gerektiğine inanıyorum. İyi bir arkeoloğun detayları iyi kavraması gerekmektedir. Detayları ve geneli birlikte düşünen kişiler genellikle üretir ve bilim dünyasına katkı sağlar. Bu noktada sayın Prof. Dr. Nevzat Çevik’in yapmış olduğu etkinlikleri hayranlıkla takip etmekteyim. Myra kazı başkanı sayın Çevik 4 yıl içerisinde yapmış olduğu etkinliklerle arkeoloji bilimini sanat ve kültürle buluşturmuştur. Myra’yı anlatan fotoğraf, resim ve kültürel faaliyetlerini önce dahil olduğu yerleşim içerisinde daha sonra da yurtdışında takdir edilecek şekilde gerçekleştirmiştir. Böylelikle kazısını yapıp orayı sadece bilimsel materyal gözü ile değerlendirmemiş, emanet edeceği halka, sanat aracılığı ile arkeolojiyi sevdirmeye çalışmıştır.

 

Bu imkânlar belki maddi olanaklarla da alakalıdır. Ancak maddi olanakları yaratabilmek için mimari ya da turistik projelerle birlikte sanatsal çalışmalar da bir gelir kalemi olarak değerlendirilmelidir. Sanatsal projelerin sosyal yönü olması nedeniyle tanıtım anlamında birçok kapı aranabilir ve kazı imkânları genişleyebilir.

 

Arkeologlar Derneği Mersin Şubesi Başkanı olduğum zamanlarda bir kolej ile yapmış olduğum Küçük Arkeologlar Projesinde bir de fotoğraf yarışması organize ettik. Bu yarışma öncesinde öğrencilerle “Nasıl Estetik Arkeoloji Fotoğrafları Çekilir” başlıklı seminerler düzenledik. Takiben çocuklarla birlikte Mersin’de birçok antik kent ve müze dolaştık. Yarışmaya dahil edilen fotoğrafları gördüğümde çocukların bakış açılarının ne kadar değiştiğine şahit oldum. Bu da bana estetik gözün ya da düşüncenin arkeolojik eserlere de yansıtabileceğini kanıtladı. Yapmış olduğumuz anket ile birlikte çocukların arkeolojiye daha sanatsal ve özenle baktıklarını gördük.

 

Bu tür yaklaşımlar sayesinde eski eserlere bakış açısının zamanla değişeceğini düşünmekteyim. Görsel anlamda estetik olan fotoğraflarla arkeolojik ve tarihi eserlere ilgi bir nebze de olsa artacaktır. Özellikle tanıtım amaçlı, halkı bilgilendirmeye yönelik müze afişlerinde ya da broşürlerde gördüğümüz çoğu arkeolojik fotoğraf bilimsel nitelik taşımaktadır. Ancak şu düşünülmelidir ki; arkeoloji ile birebir ilgisi olmayan kişilere tanıtım yapmak için bilimsel arkeolojik ve tarihi fotoğraflar yerine estetik, göze hitap eden, eski eserlerin fotoğraflarını sergilemek daha akla yatkındır.


Estetik Arkeoloji Fotoğraflarının Püf Noktaları

- Öncelikle arkeolojik eserleri fotoğraflarken yazımızın konusu olan estetik bakış açısını özümsememiz gereklidir. Ernst Haas şöyle der; “Bir fotoğraf herhangi bir etkileşimin sonucunda doğar, eğer güzellik içimizde olmasaydı nasıl fark edebilirdik ki onu?” Bir etkileşim yaratmamız gerektiğinden yola çıkarak, bu tarza yakın olan fotoğrafları iyi irdelemek gerektiğini düşünüyorum. Bununla birlikte içimizdeki var olan estetik duygu ile özgün fotoğraflar yaratılacaktır.


- Fotoğraflanacak eserin içeriği de çok önemlidir. Fotoğraf duayenlerinin ortak olarak değindiği nokta; arkeolojik eserlerin fotoğraflanmasında mutlaka o eserin içeriğinin de bilinmesinin gerekliliğidir. Eski eserlerin çekimleri sırasında materyalin ne gibi işlevde kullanıldığını bilmek, fotoğrafçının bakış açısını da etkiler. O yüzden çekim için özellikle ören yerlerine ya da müzelere gitmeden önce o yöre hakkında ve eserlerin niteliği hakkında akademisyenlerin yazdıklarını en azından popüler yayınları incelemek ve bilgi almak çok doğru bir yaklaşım olacaktır.

- Arkeolojik eserlerin fotoğraflanması sırasında ışığın çok önemli bir unsur olduğunu düşünüyorum. Özellikle arkeolojik eserlerin yapısı itibariyle sert ışıkta detaylar kaybolacaktır. Güneşin yattığı zamanlar estetik fotoğraflar için en uygun zamanlardır. Özellikle de detaylara vuran gölgelerin de önlenmesi gerekir.

- Genellikle ören yerleri yaz aylarında dolaşılır. Bu yüzden de hava koşulları estetik anlamda çok müsait olmaz. Havanın bulutlu olduğu zamanlarda bulut kümeleri ile arkeolojik eserlerin uyumu çok hoş bir görüntü oluşturmaktadır

- Ayrıca kış aylarında karelenen arkeolojik eserlerin azlığı da dikkat çekmektedir. Karın verdiği estetik etki ve sadelik arkeolojik eserlerde çok bilinmese de çok güzel görünmektedir. Aynı etki sisli havalar için de söylenebilir.

- Ören yerlerinde dolaşırken yüzeyde birçok kültür varlığına rastlarız. Bu eserler arasında; büyük tapınaklar, savunma kuleleri, agoralar, sütunlu yollar, hamamlar, anıtsal çeşme binaları, su kemerleri çeşitli tipteki mezarlar ve sivil yapılar olabilir. Bu tip mimari yapılar genellikle geniş alanları kaplar. O yüzden geniş açılı objektiflerle çalışmak daha iyi sonuçlar almamız bakımından önemlidir. Bu tip ekipmanlarla çalışarak alan derinliği de sağlanmış olacaktır. Özellikle Tokina 11-16 f2.8 iyi sonuçlar vermesi nedeniyle önerebileceğim bir objektiftir.

- Dijital devrim ile gelişen fotoğraf sanatı, bazı imkanları da beraberinde getirmiştir. Tartışma konusu olan manipülasyon’un estetik arkeoloji fotoğraflarına dahil edilme konusu kişiden kişiye değişmektedir. Estetik bakış açısında önemli olan görsellik olduğuna göre bazı müdahaleler görsel anlamda başarılı sonuçlar verebilir. Ancak arkeolojik eserlerin var olduğu karelerde olmayan bir nesne fotoğrafa katılmamalı veya olan bir nesne çıkarılmamalıdır. Bunun yanında eserlerin boyutlarını değiştirecek müdahaleler de olmamalıdır. Buna dikkat etmek etik olarak daha doğru bir davranış olacaktır.

- Fisheye (balıkgözü) objektifler de estetik arkeolojik fotoğrafçılığı için kullanılmaktadır. Ancak bu objektifler fotoğrafı ve yapıyı çok fazla deformasyona uğrattığı için dikkatlice ve özenle kullanılması daha sağlıklı olacaktır. Özellikle de antik tiyatrolar için fisheye objektifi önerebilirim. Bu alanda Doç. Dr. Suat Ateşlier başarılı fotoğraflarıyla dikkati çekmektedir.

- Eskiçağda taş ustalığı gelişmiş bir meslek koluydu. Bu meslekte uğraşanlar varlıklı ve statü sahibi kişilerdi. Bununla beraber eskiçağın en önemli yapı malzemesi olan taşın ince işçilikle işlenmesi, görsel anlamda estetik bir görünüm sağlamaktadır. Arkeolojik eserlerinin detayları da estetik arkeoloji fotoğraflarının konusuna dahildir. Eski eserin dokusunun karelenmesi, iyi bir ışıkla detaylarının ortaya çıkması, low key çalışması ile bir insan portresi çalışması yapar gibi plastik eserin fotoğraflanması ortaya çalışmamıza uygun karelerin çıkmasını sağlar.

Sonuç olarak arkeolojik eserlerin farklı bir bakış açısıyla algılanması için birçok meslek ve sanat koluna önemli görevler düşmektedir. Ülkemiz arkeolojik alan açısından dünyada sayılı ülkeler arasında olmasına rağmen bunu yeterince değerlendirememektedir. Özellikle de gün geçtikçe artan arkeolojik tahribat nedeniyle birçok eski eser yok olmaktadır. Bunun önüne geçmek için bilgilendirme bunun yanında da bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır. Sanatçılarımıza, halkımıza arkeolojik eserlerin sadece bir taştan ibaret olmadığını göstermek için, arkeolojinin estetik yanını vurgulayan fotoğraflar yaratılmalıdır. Afişlerimizde, broşürlerimizde bu tip çalışmalar kullanılmalı insanların arkeolojiye olan bakış açılarının değişmesi sağlanmalıdır.





























































Bu haber 4684 defa okunmuştur.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google
  • Delicious
  • FriendFeed
  • StubmleUpon
  • Digg
  • Netvibes
::: MANŞET HABERLER :::
Yukarı Geri Mardin Haberleri Burada haberler

Video Galeri

Tüm videolar