Dolar 3,6400
Euro 3,9015
BİST 92,423
Altın 1,284,1
K. KESKiNBORA
K. KESKiNBORA

Artuklularda Bilim ve Sağlık - 3

Eklenme Tarihi : 03 Ağustos 2013, 18:41


MİNYATÜR SANATI ve  MİNYATÜRLÜ YAZMA ESERLER

           

Selçuklu döneminde ele alınan minyatürlü yazmalar edebi ve bilimsel fen konulu eserlerdir.

 

Kitab el-Haşaiş (Dioskorides, Materia Medica): pek çok çevirisi yapılmış olan bu eserin Meşhed’de İmam Rıza Güzergahında bulunan nüshası Artuklu Emiri Necmeddin Alpı (1152-1176) için Süryanice’den Arapça’ya çevrilmiştir. Çeşitli bitki ve hayvan tasvirlerinin yanı sıra burada bazı şahıslar da resmedilmiştir. Artuklu devri figürlerini aksettirmesi açısından önemlidir(12,9).

 

Kitab el-Tiryak (Psödo Galen), Hekim Andromakhos’un maceralarını anlatan bu eserin iki kopyasını bilinmektedir. Bunlardan bir tanesi Paris’te Nationale Bibliotheque’de Arabe 2964 numarada kayıtlıdır. 1199 tarihli ve zengin minyatürlü bir yazma olan nüsha büyük bir ihtimalle, I. Nureddin Arslan Şah (1193-1210) tarafından Musul’da yazdırılmış olmalıdır. Eserde yer alan emirin sarayının bahçesi ile birlikte gösteren kırmızı zeminli minyatürde, harem erkanı ortasında, elinde kadehle bağdaş kurmuş oturan sakallı figür, kıyafetli, çehre hatları ve bütün özellikleri ile Uygur-Selçuklu seramiklerinden tanıdığımız Türk tiplerini aynen aksetmektedir(9).

                                                                                                                                     

Kitab fi Ma’rifet el-Hiyel el-Hendesiye adlı eser el-Cezeri tarafından Diyarbakır’da 1206 yılında Artuklu hükümdarı Nasır ed-Din Mahmud (1200-1222) için yapılmıştır. Kısaca Cezeri’nin Otomata’sı olarak tanınan eser mekanik aletleri tanıtmaktadır. Eserin Topkapı Sarayı Müzesinde III. Ahmed kütüphanesi, 3472 de kayıtlı olan 1206 tarihli nüshası dışında değişik koleksiyonlara dağılmış birkaç nüshası daha vardır.

 

MADENCİLİK

 

Artukoğulları kültür ve sanat açısından bir bütünün ayrılmaz parçasını teşkil etmektedir. Türk-İslam maden dünyasında Anadolu’da karşılaştığımız erken bronz örnekler 11.-12. yüzyıllara tarihlendirilen Artuklulara aittir(9).

 

12. yüzyılda varlıklı ailelerin toplum içinde önem kazanmaları kültür ve sanat hayatını olumlu yönde etkilediği gibi sanatkarlarında durumlarında bir değişim yaratmıştır. XII. Yüzyıl maden sanatı ustaları Sultan, Emir ve Beylerden başka varlıklı aileler için de eserler üretmeye başlamışlardır. Bilinçli ve incelmiş, düzeyli sanat zevkine sahip, sanatı ve sanatçıyı koruyan zümrenin çoğalması sonucunda, malzeme ve teknikler, kap formları, süsleme düzenleri ve yazı tipleri çeşitlilik kazanmıştır(9).

 

12. ve 13. yüzyıllarda başlıca dört maden merkezi gelişme göstermiştir. Horasan bölgesinde Herat ve Nişabur, Zengi döneminde Musul, Eyyubi döneminde Şam, Türkiye Selçukluları döneminde Konya, Artuklu döneminde Diyarbakır ve Mardin önemli yapım merkezleridir. Bu bölgelerde üretilen kazıma desenli, gümüş, bakır ve altın kakmalı eserler İslam maden sanatının en güzel örnekleridir(9).

                                                                                                                                        

Diyarbakır, Mardin, Erzurum, Trabzon ilk çağlardan beri kullanılan bakır, imalathane merkezleridir. İran, Suriye ve Anadolu’nun bakır ihtiyacını Ergani ve Habur madenleri karşılamaktaydı. 11. ve 12. yüzyıllarda Musul merkezli işlerde bronzun yanında bakır işlerinin söz sahibi olduğu  dönemlerden kalan örneklerle ispatlanmaktadır(2,9).

 

12. ve 13. yüzyıla ait bakır işçiliğinde iki ekol etkili olmuştur. Musul ve Diyarbakır’ın merkez olduğu ilk grup da yaratılan eserler de Irak ve Türk etkileri kuvvetlidir ve özellikle Güney Doğu Anadolu bölgesi eserleri adıyla literatüre geçmişlerdir(2,9).

 

Orta Çağ maden sanatının baş merkezi olan Suriye, Musul, Anadolu-

Diyarbakır ve Mısır-Memlük okullarının geleneksel olarak ele aldıkları ve en üst noktaya ulaştırdıkları maden sanatı teknik ve uygulamaları yeni çağ içerisinde Osmanlı sanatı ile son sözü söyleyecektir(9).

 

Artuklu maden sanatında, hayvan heykelcikleri ve kabartma desenlerin birlikte uyum içinde kullanıldığı, günümüze kadar gelebilen eserler incelendiğinde açıklıkla fark edilir. Bu örnekler içerisinde ise Cizre Ulu Cami, cümle kapısına ait dökümle elde edilmiş, üzeri kabartmalarla bezeli karşılıklı iki ejder figürünün oluşturduğu bronz kapı tokmakları dönemin en özgün eseri olarak dikkat çeker. Konya, Mardin, Hasankeyf, Diyarbakır, Cizre, Siirt, Harput, Erzurum, Erzincan Anadolu’da gelişmiş maden sanatı atölyelerinin başında gelmektedir. Bu bölgelerde üretilen eserlerin her biri, Selçuklu dönemi içinde geniş coğrafya üzerine yayılmış kültürel bir etkileşim ile değerlendirilmelidir. Bu açıdan bakılınca da Türkiye Selçukluları’nın maden sanatı eserlerinin, olağan üstü bir işçilik, form zenginliği malzeme çeşitliliği, yeni yapım tekniği denemeleri ve kullanılan kompozisyon açısından olağan üstü bir farklılık gösterdiği anlaşılıyor(2,9).     

           

DARÜŞŞİFALAR

 

Anadolu Selçukluları’nın ilk medresesi olarak Kayseri’deki Gevher Nesibe Darüşşifa ve Medresesi (Çifte medrese), XIII. yüzyılın ilk yıllarında (Kuruluş:1205-6) çok gelişmiş bir sağlık ve eğitim kompleksi olarak inşa edilmiştir. Ancak bundan önce, Anadolu Selçuklu darüşşifalarının ilki Mardin’de hamamı ve camisiyle birlikte bir külliye olarak planlanan ve ilk kurucusunun (Eminettin) ölümü üzerine kardeşi (Necmettin) tarafından tamamlattırılan Emineddin Darüşşifasıdır (Kuruluş:1108-1122)(13,14).

 

KAYNAKLARDA VARLIĞI BİLİNEN DARÜŞŞİFALAR

 

Anadolu’da Selçuklu döneminden günümüze ulaşmayan darüşşifa yapıları arasında en erken tarihlilerinden birinin Mardin’de inşa edildiğini ve Artukluların yalnız Mardin değil Silvan (Mayyafarikin)’da da bir darüşşifa yapılarının bulunduğunu öğreniyoruz ( A. Süheyl Ünver, “Büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanında Vakıf Hastanelerinin Bir Kısmına Dair”, Vakıflar Dergisi I, Ankara 1938, s. 18).İbn-i Batuta seyahatnamesinde Nusaybin’de de bir hastane bulunduğu yazılıdır.

 

Silvan’da Necmeddin İlgazi’nin karısı Sitti Raziye Hatun’un inşa ettirdiği medresenin tıp medresesi (Darüşşifa) olduğunu, oğlu Kudbeddin İlgazi’nin buraya gömüldüğünü ve Sitti Raziye Hatun’un Mardin’deki medresesi göz önünde tutularak Silvan darüşşifasını (1176-1185)’e tarihlemenin mümkün olacağını, fakat Silvan’da böyle bir yapının mevcut olmadığını da öğreniyoruz [28] (Metin Sözen, Anadolu Medreseleri, cilt 2, İstanbul 1972, s. 184)(14).

 

ÖNEMLİ BİLİM ADAMLARI ve HEKİMLER

                                                                             

Fahreddin el Mardini (1115-1197) (15,16)             

 

Fahreddini Mardini, Fahrul Mardini olarak da bilinmektedir. Mardin’de doğmuştur. Babası Muhammed b. Abdülselam b. Abdurrahman El-Ensari’dir. Artukoğulları dönemin dünyaca ün yapmış tıp bilgini ve filozoftur.

 

Bağdat Adidüddevle Hastanesi Başhekimi Eminüddevle İbn Tilmizi’den tıp tahsili alma imkanı bulan Fahreddin, böylece iki alanda uzmanlaşmıştı. Hocası ile birlikte İbn Sina’nın El-Kanun Fit-Tıbb’ı üzerine yaptıkları inceleme ve tashihler daha sonra Mardini’nin El-kanun uzmanı olarak tüm dünyada ün yapmasını sağlamıştı.

 

(Hani) beldesinde Necmeddin İl-Gazi ile birlikte ve onun yanında geçiren Fahreddin El-Mardini, seferde bile sultanın yanından ayrılmadı. Bir ara Dımışk’a (Şam) gitti ve orada ünlü bir tıp alimi ve hekimi olan Mühezzebüddin Abdurrahim b.Ali’ye El-Kanun fit-Tıbb’ın bir kısmını okuttu.

 

Halep Emirinin ricası üzerine bir müddet Halep’te kalıp dersler ve konferanslar veren Fahreddin, bu ilmi faaliyetler esnasından Sühreverdi’ye de hocalık yapar.

 

I. Hüsameddin Timurtaş tarafından yapılmış olan Hüsamiye Medresesi ile yine Artukoğullarından I. Kudbeddin İlgazi’nin 1165 tarihinde tahta geçmesi ile Mardin’de ilmi sahada çok büyük gelişmeler olur.

 

İbn Sina’nın felsefi fikirlerini olgunlaştıran El Kaside-tül Ayniyye adındaki meşhur eserini, Fahreddini Mardini şerh etmişti.

 

Sühreverdi (d.İran, Sühreverdi kenti-1155; ö.Halep-1191) hocası Fahreddini Mardini’yi eleştirmekten kaçınmıyordu. Sühreverdi, Halep’te İslam uleması ile giriştiği ilmi tartışmalar sonucu İslamiyete ihanetle itham edilerek, Halep uleması tarafından Selahaddini Eyyubi’ye ihbar ve şikayet edilmiş ve bu ulemanın verdiği fetva üzerine idam edilmişti. Sühreverdi’nin ölümü onu çok üzmüştü.

 

Fahreddin, İbn Sina’dan esinlenerek, Allah’ın evreni fışkırtan bir nur olduğuna, onun mutlak kudretine inandığı gibi Şeyh Muhiddini Arabi’nin Vahdet-i Vücut-Allah’ın tekliği, bir oluşuna ve eşi ortağı bulunmayan kudretine inanmakta ve bunun yanı sıra Sühreverdi gibi insan akıl ve idrakine ve bunların insan yaşantısı üzerindeki tesirlerine, dolayısıyla pozitif bilimlere de yer verilmesine inanmaktadır.

 

Ölümünden önce bütün kitaplarını Meşhed Hüsamiye Medresesi Kütüphanesine vakfetmiştir. Timurlenk birinci Mardin seferinde (1395) Meşhed Kütüphanesi’ndeki yüz elli bin kitabı ateşe vermiş ve bu suretle Mardin kültürüne, hatta bütün Türkiye’ye ve bilim dünyasına ağır bir darbe vurmuştur.

 

Fahreddini Mardini’nin, en parlak öğrencilerinden biri de İbni Rakika İbni Rukaya’dır. Fahreddin’in tıp ve felsefi görüşlerini yeni nesillere aktarmayı başarmıştır.

 

1147’de ölen İbnü’s Salah ve Necmeddin İbnü’l Minfahı, Mardin’de yaşamış adı bilinen diğer önemli hekimlerdir.

 

1164’te Anazarvalı Dioskordid’in Materia Medica’sı, Artuklular tarafından Mihran bin Mansur bin Mihran tarafından süryaniceden Arapça’ya Kitabü’l-Hasayış adıyla yeniden tercüme ettirilmiş ve şehitlik kütüphanesinde muhafaza edilmişti”.(1,2,15).

 

İbn’ül-Ezrak (1117-...)  (15)

                                                                                                                                         

Ahmed b. Yusuf b. Ali b. Ezrak, Tarih-i Mayafarikin ve Amid (Silvan ve Diyarbakır) adlı eseriyle tanınan Artuklu tarihçidir. Kendi ifadesine göre, 510 yılı Şevvalinde (Şubat 1117) Mayafarikin’de (Silvan) doğdu. Köklü bir aileden olduğu, ailesinin Mekke’den geldiği tahmin ediliyor.

 

Aileye Ezrak denmesinin nedeni tüm aile fertlerinin gözlerinin mavi oluşundandır. İbn’ül Ezrak’a 1122’de Mardin’de tahta geçen Hüsameddin Timurtaş döneminde devlet hizmetine girmiştir. Bu hizmetleri Necmeddin Alpi zamanında ve Kudbeddin İlgazi döneminde de devam etmiştir.

 

İbn’ül Ezrak 548 (1153) yılında, Tiflis seyahatine çıktı ve uzun bir süre Gürcü-Abhaz Kralı Dimitri’nin Tiflis’te oturan Müslümanlara tanıdığı imkânları, kendi adlarına para basma, sultan ve halife adına hutbe okutma gibi isteklerini kabul ettiğini, semtlerinde domuz kesilip satılmasını yasakladığını anlatır ve onların bu gayri Müslim hükümdardan gördükleri saygıyı Bağdat’ta bile bulamayacaklarını belirtir. İbn’ül Ezrak eserini hazırlarken Artuklular dönemine kadar olan devre için adlarını saydığı çeşitli eserlerden yararlanmış, bütün bilgileri mutlaka bir kaynağa dayandırdığını belirtmiştir.

                                                                                                                                                                    

Artuklular dönemi ise, güncel belgelere, şahsi müşahadelerine ve hadiselere bizzat şahit olan kişilerin ifadelerine dayanarak yazılmıştır. Mufassal tarihlerde bulunmayan ve tarihi açıdan büyük önem taşıyan birçok olay yalnız onda yer almaktadır.

 

Daha sonra yazılmış kitaplarla karşılaştırıldığında, birçok müellifin bazısı adını zikretmeksizin ondan önemli ölçüde yararlandığı ve alıntılar yaptığı görülür. Ancak,  kitap tarih ilmi açısından tenkitlere maruz kalmıştır. Çünkü bölgede konuşulan Türkçe ve Kürtçe’nin etkisinde kalmış, halk Arapça’sı ile yazılmıştır. Ayrıca, çeşitli gramer hataları içermektedir. Yerli Arapça’sı ile yazılmış olması keyfiyeti İbn’ül Ezrak’ın, Mardinli oluşunun en kesin delili sayılmaktadır(15).

 

İbn’ül Esir Kardeşler   (15)

                                                                                                                                       

Miladi 12. yüzyıl sonları ile 13. yüzyıl başlarında Güney Doğu Anadolu Bölgesinde, üç kardeş ilim ve siyaset dünyasında önemli gelişmelere neden oldular. Üçünün de devlet idaresindeki önemli hizmetlerinin yanı sıra kendilerini asıl şöhrete ulaştıran bilimsel çalışmalarıdır.

    

Kardeşler devlet hizmetine girme alışkanlığını muhtemelen babalarından tevarüs etmişlerdi. Babaları ticaretin yanında Cizre’de divan reisi ve Musul emirinin naibi olarak görev yapıyordu.İbn’ül Esir kardeşlerin yaşadığı dönemde, Cizre’de dört medrese, bulunmaktaydı. Ailenin reisi Muhammed, Musul Emiri Kutbeddin b. Zengi’nin (ö:565/1170) divan reisi idi. Kendisinin “esiruddin” lakabıyla maruf olduğu için çocukları da İbnü’l Esir olarak tanıdılar. En büyükleri Mecdüddin, hadis, fıkıh ve Arapça’da: ortancaları İzeddin, tarih ve rical alanında: en küçükleri Ziyaeddin de edebiyat ve belagatta otorite idi.

 

Mecdüddin İbn’ül Esir (1150-1210)   (15)

 

Önce dil ve edebiyata yönelen sonra kendini hadise veren Mecdüddin, hadisin sahihini, sakimini, fıkhını ve ricalini iyi bilirdi. On yedi eser veren Mecdüddin’in “en-Nihaye” ve “Camiu’l-usül” gibi günümüzde de kaynak olarak kullanılan kıymetli çalışmaları vardır.       

 

Mecdüddin, ilmi faaliyetlerini ve bu sahadaki şöhretini kendisine ısrarla yapılan vezirlik teklifinin reddi için gerekçe gösterir. Bir özelliği de eserlerine geniş sayılabilecek bir önsöz koymuş olmasıdır: maksadını ve metodunu açıklar, kaynaklarını belirtir ve bu alanda daha önce yazılan eserlere temas eder. Bu eserlerden gerekli gördüklerine tenkitler yöneltir. Bu da kendi dönemi itibarıyla önemli bir yenilik sayılır. Günümüzün bilimsel anlayışı ile uyuşan bu tavrı onun ilmi anlayışını, titizliğini ve ileri görüşlülüğünü gösterir. On yedi eserinden dokuz tanesi günümüze ulaşmıştır.

 

İzzeddin İbn’ül Esir (1160-1233)  (15)

        

Mezhep itibariyle Şafii idi. Bir ara Atabek Tuğrul’un (ö:590/1194) hizmetine girdi, Şam ve Bağdat’a elçi sıfatıyla seyahatler yaptı. Tarihçiliği ile şöhret yapmıştır. Tarih alanında temel kaynaklardan biri olan el-Kamil’i kaleme almıştır.

        

İzzeddin, Musul, Bağdat, Dımaşk, Kudüs ve Halep arasında defalarca gidip gelmiştir. Her gittiği yerde de, oranın vezir ve emirlerine misafir olurdu. Son yıllarını Musul’da geçirdi. Dokuz eserinden beş tanesi günümüze ulaşmıştır.

 

Ziyaeddin Ebü’l-Feth (1163-1219)    (15)           

        

İbn’ül Esir kardeşlerin üçüncüsü olan Ziyaeddin, 1163 yılında Cizre’de doğmuş, 1219 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir. 1282 yılında Bulak’ta basılmış olan inşaya dair “al-maşal al-safir fi adab al-Katib vel-şair” namındaki eserleri İslam eleminde pek muteber ve ünlüdür. Kardeşlerinin aksine Ziyaeddin’in hayatı pek gürültülü geçmiştir.

 

İbn’ül-Fülüs Şemseddin (1180-1240)   (15)        

                                                                                                                                               

İbn’ül-fülüs Şemseddin İsmail bin İbrahim bin Gazi, 1180 tarihinde Mardin’de dünyaya gelmiştir. Matematik alanında “Kitabı-filmülhisab, ed dirhem’ud-dinar, Nisab-il-cebir ve El-mukabeletü-fil- muhtesirat” adlı değerli eserlerin sahibi ve müellifi olan  bu ilim adamımız 1240 tarihinde vefat etmiştir.

 

Ebu’l İsmail el-Cezire(...-1206)    (15)                                                                                     

Ebü’l-ız İbn İsmail İbnü’r-Rezzaz el-Cezire, su saatleri, otomatlar, su kaldırma düzenleri, fıskiyeler, bir şifreli anahtar ve benzeri pek çok pratik yada, estetik mekanizma yada düzenin tasarlanması ve gerçeklenmesini anlatan Kitab-ı Cami-i Beyn-el İlm-i Vel-amel En-Nafi-i fi Sınat-il Hiyel adlı kitabın yazarıdır. Cezeri, Diyarbakır’da Artuklu hükümdarının sarayında, otuz iki yıl hizmet etmiş bir saray mühendisidir. Kendisi, Dicle Nehrinin bir ada gibi çevrelediği Cizre şehrinden geldiği için “Cezeri” lakabı ile adlandırılır.

                                                                                                                                

Cezeri, Diyarbakır’da saray mühendisi olarak çalışmıştır. Eserinin  önsözünde 1174 yılında saraya girdiğini belirtmektedir. Artuklu sarayındaki hayatının 1174-1206 tarihleri arasında rastladığı ortaya çıkar.                                                                                                                                        

          

Kitabın önsözü Cezeri’nin kişiliği ve bilimsel düşüncelerini yansıtması açısından ilginçtir: “Benden çok önce gelen ilim adamlarının kitaplarını ve onların izinden gidenlerin çalışmalarını inceledim. Pnömatik olaylarla ilgili mekanik hareketlerin nedenlerini, su ile çalışan düzenleri, saat türlerini ve cisimlerin nasıl hareket ettirildiğini konu eden yazılar üzerine düştüm ve bunlara ait sanatlarla uğraşmaya başladım. Bir müddet sonra başkalarının yaptıklarını taklit etmekten vazgeçerek problemlere kendi gözümle bakmaya başladım. Bir müddet sonra başkalarının yaptıklarını taklit etmekten vazgeçerek problemlere kendi gözümle bakmaya başladım. Kendi bilgisi ile hareket eden bir kimsenin gittiği yolu takip ettim.

 

Bu ince ve zor yolda ilerlemek için ısrarla uğraşmaya başlayınca, bu bilimlerde önemli mesafeler kaydettim. Sonra kendime ve yaptıklarıma şüphe ile bakmaya başladım. Bilimlerin çeşitli yönlerini keşfetmek için bana yardım kolları uzandı. Zamanın hükümdar ve filozoflarından yardım gördüm, çalışmalarının meyvelerini toplama mutluluğuna eriştim.

   

      Eser faklı konuları işleyen altı bölümden oluşur.

     Su (bikam) ve mum (finkan) saatleri (10 bölüm)

     İçki meclislerinde kullanılan kaplar (10 bölüm)

     İbrikdarlık yapan ve kan pompalamaya yarayan hacamat kapları (10 bölüm)

     Fıskiyeler ve müzik otomatları (10 bölüm)

     Kuyu ya da akarsulardan su kaldırmaya yarayan düzenler (10 bölüm)

     Birbirleriyle ilişkisi bulunmayan düzenler (10 bölüm)

 

Son iki kısımda beş, diğer kısımlarda on bölüm bulunduğuna göre kitapta toplam elli düzen anlatılmaktadır. Bugün İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde (III. Ahmed, nr. 3472) kayıtlı 1206 tarihli en eski Cezeri yazmasından başka aynı kütüphanede (nr. H 414, A 3461-1273 tarihli ve A3350 1454 tarihli) üç nüsha bulunmaktadır.

    

Muinüddin (Ebü’l Fazl) (1012-1102)    (15)

                                                                                                                                      

Bu büyük alim ve şair Diyarbakır’ın bir kasabası olan Tanze’de miladi 1012 tarihinde dünyaya gelmiştir. Gençliğinde Bağdat’a gidip orada Şafii imamlardan, özellikle ünlü alimlerden biri sayılan Ebu Zekeriya’dan fıkıh tahsil etmiştir. Daha sonra Mayafarkin’e dönen şair ve alim Muinüddin, burayı kendine vatan kabul etmiş ve burada yaşamıştır. Hasankeyf’in yetiştirdiği büyük ilim ve şairi olup, kendisi ebul fazl Yahya bin selame bin el Hüseyn olarak tanınmaktadır.    

    

 

KAYNAKLAR

 

1-  Artuk İ. Artukoğulları Tarihi. İstanbul, Gençler Kitapevi, 1944: 4-20.

2- İslam Ansiklopedisi. Artukoğulları maddesi. 1.cilt, Eskişehir, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Basımevi, 1997:617-624.

3- Aydın S, Emiroğlu K, Özel O, Ünsal S.  Mardin: Aşiret-Cemaat-Devlet. 2. Baskı, İstanbul, Tarih Vakfı, 2001: 85-105.                                                                           

4- Ünver AS, Bayrı H. Artukoğulları  ve  Mardindeki  hastahaneleri. Türk Tıb Tarihi Arkivi  1940;5:30-9.

5- Katip Ferdi. Mardin Artuklu Melikleri Tarihi. Naşir:Ali Emiri. Haz:Yardımcı YM, Eds.Özcoşar İ, Güneş HH. İstanbul, İmak Ofset, 2006:3-27.

6- Meydan Larousse Büyük Lugat ve Ansiklopedi. Artukoğulları maddesi. 1. cilt. İstanbul, Meydan Gazetecilik Neşriyat, 1969:701-2.

7- Ebu Abdullah Muhammed İbn Batuta Tanci. İbni Batuta Seyhatnamesi. Çev:Aykut AS. İstanbul, YKY yayınları, 2000:338-9.

8- Türk Kültürüne Hizmet Vakfı. Türk Dünyası Kültür Atlası- Selçuklu Dönemi, cilt 1, İstanbul, Cem Ofset, 1997:30,36,67,70,83,89,115, 141, 154,169-177,181-4,189,218,264. 

9- Türk Kültürüne Hizmet Vakfı. Türk Dünyası Kültür Atlası- Selçuklu Dönemi, cilt 2, İstanbul, Mega Basım, 1998:65,84,85,97,115,132,167, 188-9,225-6.

10-Erdoğan E, Dilaver Z. Mardin, Urfa, Diyarbakır’da Tarih Valıkları. Gap Bölgesi’nde Kültür Varlıklarının Korunması, Yaşatılmasi ve Tanıtılması Sempozyumu, Şanlıurfa,       1-5 Haziran 1998.

11-Zengin B. Hasankeyf Tarihi ve Tarihi Eserleri. 2. baskı, İstanbul, Prestij Reklam, 2001.  

12- Artuk İ, Artuk C. Artukoğlu Sikkeleri. İstanbul, Sümer kitabevi, 1993:14-54

13-Keskinbora H.K. Mardin Eminüddin Maristanı ve o dönemdeki darüşşifalar. I.Uluslararası Mardin Tarihi Sempozyumu, Mardin, 25-28 Mayıs 2006.

14- Cantay G. Anadolu Selçuklu Ve Osmanlı Darüşşifaları. Ankara, Atatürk Kültür Merk.,1992: 24-27.

15-Arıkan MA. Bin Yıl Mardin’den 24 portre. Ankara, Marev Ank. Şb. yayınları, 2004.

16- Noyan S. Yıldızlara Yakın Şehir Mardin. Ankara, Bizim büro, 2005:63-76.

Bu haber 5993 defa okunmuştur.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google
  • Delicious
  • FriendFeed
  • StubmleUpon
  • Digg
  • Netvibes
::: MANŞET HABERLER :::
Yukarı Geri Mardin Haberleri Burada haberler

Video Galeri

Tüm videolar