Dolar 3,8866
Euro 4,5863
BİST 107,71
Altın 1,278,2
K. KESKiNBORA
K. KESKiNBORA

Artuklularda Bilim ve Sağlık – 1

Eklenme Tarihi : 25 Haziran 2013, 22:11


Selçuklu Sultanı Alpaslan, maiyetinde bulunan Türkmen beylerinden Artuk Bey’e Mardin, Diyarbakır, Harput ve civarını askeri dirlik, yâni ikta olarak vermiş, onu bu bölgenin fethi için harekete geçirmişti(1,2).

 

Artuk bin Eksik, 1084 yılında Diyarbakır 1085’te Silvan’ı (Mayafarıkin) kuşattı ve kenti teslim aldı. Artuk’ tan sonra, Emir Sökmen’in de 1104’te ölümünü izleyen gelişmelerde çocukları Diyarbakır, Silvan ve Hasankeyf Artuklu hanedanını, kardeşi İlgazi’nin soyu ise Mardin Artuklu hanedanını kurdu. Büyük Selçuklu Sultanı Mahmud, Silvan’ı (Mayafarkin) İlgazi’ye temlik etmiş ve hükümet etme yetkisi vermişti; daha önce Ahlat Beyi Sökmen’e ait olan kasaba, bu tarihten 1184’e kadar Artukluların idaresinde kaldı(1).         


Melikşah’ın ölümünden (1092) sonra başlayan saltanat kavgaları esnasında, Selçukluların Tutuş’un önderliğindeki Suriye kolu, Diyarbakır bölgesi ve Kuzey Suriye’ye egemen oldu. Bu kargaşa ortamı, herhangi bir gücün Selçuklu devletine bütünüyle hakim olmasını engellediğinden, bu bölgede bağımsız ve yarı-bağımsız Türkmen emirlikleri doğmasına yol açtı(2,3).

           

MARDİN KOLU: Diyarbakır ve Mardin yöresinin fethinde büyük bir rolü bulunan Artuk Bey’i, bundan sonra daha çok Suriye bölgesinde de görüyoruz. Bu çerçevede, Melikşah’ın çevresinden uzaklaşarak, Suriye’deki Selçuklu Hakimi Tacüddevle Tutuş’a yakınlaşan Artuk Bey, 1092 yılında hakimi olduğu Kudüs’te öldü.  1120’de Bağdat’taki Abbasi halifesi Müsterşid tarafından, Haçlılara karşı giriştiği “din savaşları” nedeniyle kendisine hilat gönderilen İlgazi, aynı yıl içinde Nusaybin’i aldı.

 

HISN-I KEYFA (Hasankeyf) KOLU (1102-1232),  Artuk’un oğlu Sökmen tarafından kuruldu.       

 

HARPUT KOLU (1112-1124 ve 1185-1233)Artuk beyin torunlarından Belek b. Behram 1112’de Harput’u zapt etmiş ve daha sonra da Palu merkez olmak üzere burada bir beylik kurmuştur. Haçlılarla kahramanca savaşan ve bundan dolayı “Gazi” lakabıyla meşhur olan Belek 1124’te ölünce Harput, Hısn-ı Keyfa Artukluların eline geçti ve 1185 yılına kadar onların elinde kaldı. Söz konusu tarihte İmadeddin Ebu Bekir Harput ve çevresini hakimiyeti altına alarak bağımsız bir beylik kurdu. Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat devrinde 1243’te Harput Kalesi Selçuklu kuvvetleri tarafından zapt edildi ve hanedanın bu kolu da tarihe karıştı(1-3).

 

BAYINDIRLIK ve BİLİMSEL FAALİYETLER

 

Necmeddin İlgazi devrinde, Maristan ya da Mesken mahallesinde, İlgazi ve kardeşi Emineddin’e atfedilen ve içinde bir Darüşşifa bulunan Emineddin Külliyesi yapılmıştır (4). Adı geçen darüşşifa, döneminde büyük ün kazanmıştı. Bu dönemde bilime dönük bu faaliyetler tesadüf eseri değildir. Zira bu dönem, Mardin’in bir bilim ve kültür kenti olarak parladığı dönemdir.

Necmeddin İlgazi zamanında Mardin’de önemli hekimler yetişmiştir(1,5).

 

Artukoğulları Devleti sahasında büyük bir iktisadi gelişim vücuda geldiği, servet ve refah derecesinin yükseldiği, bu dönemde yapılan köprüler, kervansaraylar, camiler, medreseler, kaleler gibi, muazzam mimari eserlerinden ve daha bir takım küçük sanat ürünlerinden anlaşılmaktadır(1,3).

 

Artuklu hakimiyeti altında istikrara kavuşan Mardin’i, Arap coğrafyacı Yakut şöyle anlatmaktadır: “Mardin, Dunaysır (Kızıltepe), Dara, Nusaybin ve onların üzerinde bulunduğu geniş ovaya bakan bir dağın tepesinde bir kaledir. Kalenin önünde, Pazar yerleri, Müslüman ve Hıristiyan hanları bulunan büyük bir mahalle uzanır. Kent, bir anfi tiyatro şeklinde yapılmıştır. Dünyada ondan daha güzel, daha sağlam inşa edilmiş ve daha muhkem bir kale olmadığına kuşku yoktur.”(2).

           

1122 yılında Silvan yakınlarında ölen İlgazi’nin yerine geçen oğlu Hüsameddin Temürtaş (bazı kaynaklarda Timurtaş), Mardin kalesinin altında Ayn Bakıra denilen mevkide, güzel bir mezarlık alanı,  meşhed (şehitlik) yaptırarak içine bir türbe yaptırdı, cenazeleri buradaki türbeye nakletti. Bu mezarlık alanında büyük bir kütüphane (Meşhedin Kütüphanesi) kurdu. Zamanla yıkılarak bu güne gelemeyen Hüsamiye adlı medreseyi ve camiyi yaptırdı, burası için bir vakıf kurdu (1-3).

           

Timurtaş’ın bayındırlık faaliyetleri Mardin’le sınırlı kalmadı; Silvan’da Karaman Köprüsünü, 1147’de Batman Suyu üzerinde de bir köprü yaptırıldı. Bu devirde Mardin, bir şairler ve alimler devri olmuştur(6).

 

Necmeddin Alpı ve Fahreddin Karaaslan devrinde, Mardin ve Hasankeyf birer kültür merkezi olma niteliğini sürdürdü. Dioskorid’in tıp kitabı, Necmeddin Alpı’nın emriyle, Süryanice tercümesinden Malatyalı Salim adında biri tarafından Arapça’ya aktarılmış, ancak bu tercüme eksik bulunarak Mihran bin Mansur bin Mihran’a yeni bir tercüme yaptırılmıştır. Fahreddin Karaaslan, Hasankeyf’te Dicle üzerinde muhteşem bir köprü ile Siirt’in güneyinde bir başka köprü inşa ettirmiştir (1-6).   .

 

13. yüzyılda, özellikle Anadolu Selçuklularının kervan ticaretine verdiği önemle ve 12. yüzyılın sonlarında Suriye, Mısır ve Irak’ın Eyyubi yönetimi altında bütünleşmesiyle kendini gösteren “ticari bütünleşme”, Cezire bölgesinde refah artışına yol açmış olmalıdır .  Bu refah artışının en önemli göstergelerinden birisi, Artuklu devrinde Mardin’de yürütülen bayındırlık faaliyetlerine ilişkin görkemli örneklerdir(2).    

 

Artuk Arslan, Kızıltepe (Koç hisar) Ulu cami ile yakınındaki Medrese-i Ali ve Harzem’de diğer bir medrese ile Mardin merkezinde Şehidiye ile Cuma Mescidi’ni yaptırmıştır(5). Melik-i Diyarbakır unvanını da taşıyan Artuk Arslan zamanında Selahaddin Eyyubi, Melik Kamil, Melik Zahir Gazi ve Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad ve Abbasi Halifesi el-Müstansır ile ortak sikkelerin basılmış olması(5), Mardin Artuklu egemenliğinin anılan güçlerin vasallığında sürdüğünü göstermektedir.

           

Melik Muzaffer Kara Arslan (1258-1292) zamanında yapılmış en önemli imar faaliyetleri, kale yakınındaki Muzafferiyye Medresesidir(2,5).

           

Arap coğrafyacı İbn-i Batuta, 1325-1354 tarihleri arasında yaptığı seyahatler esnasında Nusaybin’e gelir: Burada eşsiz parfüm ve helvaların yapımında kullanılan gülsuyu üretilmektedir. Kentte bir hastane ve iki medrese vardır. Batuta, buradan Mardin’e gelir. Batuta’ya göre burası bir tepenin yamaçlarında kurulmuş, İslam ülkelerindeki şehirler içinde en güzellerinden, en çarpıcılarından ve sağlamlarından biridir. Burada, kendi adıyla anılan yün kumaşlar dokunmaktadır. Mardin’de istisnai yükseklikte, bir tepenin üzerinde yapılmış bir kale vardır. Batuta oraya ulaştığı zaman “Mardin sultanı” el-Melik es-Salih’tir (1312-63). Irak’ta, Suriye’de ya da Mısır’da ondan daha eli açık biri yoktur. Şairler ve dervişler onu ziyarete gelir ve ona cömert hediyeler getirirler(7).

 

1336 yılında İlhanlı Devleti bütçesine çeşitli Anadolu ve Mezopotamya kentlerinin ödediği vergilerin miktarı, Mardin’in bu kentler içindeki yerini ve önemini göstermesi bakımından önemlidir(2):

    

     Tebriz                                  1.390.000              dinar

     Bağdat                                    800.000              dinar

     Sivas ve Konya                     1.384.000              dinar

     Erzincan                                 332.000              dinar

     Musul                                     328.000              dinar

     Mardin                                   236.000               dinar

     Hasankeyf                               236.000              dinar

     Silvan (Mayafarikin)                224.000              dinar

     Erzurum                                  222.000               dinar

     Harput                                    215.000               dinar

     Niksar                                    187.000              dinar

     Kayseri                                  140.000               dinar

     Kırşehir                                   90.500               dinar

     Ankara                                    72.000              dinar

     Muş                                         69.500               dinar

     Aksaray                                   51.000               dinar

     Niğde                                      41.500               dinar

     Divriği                                    40.300               dinar

     Bayburt                                   21.000               dinar

     Kastamonu                              15.000               dinar

 

Listedeki kentler, kuşkusuz en önemli kentlerdir ve bu liste içinde Diyarbakır ve Urfa gibi bölge kentlerinin bulunmayışı dikkat çekicidir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu kentlerinin, batıdaki kentlerden daha büyük katma değer yaratmaları ve Mardin’in bu sıralamadaki yeri, onun canlı bir ticaret merkezi olduğunu kanıtlayıcı niteliktedir. Bu çerçevede, İbn-i Batuta’nın bize yansıttığı görkemli ve zengin kent görüntüsü inandırıcı hale gelmektedir(2).

 

Mansur’un kardeşi Emir Abdullatif adına yaptırılan Latifiye Camii ve Medresesi, Mardin’deki son Artuklu eserlerinden biridir. Muzaffer’in 1376’da ölmesi üzerine yerine oğlu Melik İsa geçmiştir. Mardin’deki en güzel eserlerden biri olan Zinciriye Medresesi İsa’nın zamanında inşa olunmuştur(5).  Melik İsa zamanında Mardin, ikinci bir Karakoyunlu saldırısına maruz  kalmıştır. Bu dönemde ortaya çıkan asıl büyük tehlike Timur’un Küçük Asya’ya yürüyüşüdür. 1387’te Mardin önüne yeniden geldi ve bu kez hem kenti kuşattı hem de kentin çevresini yakıp yıktı(1,5).

 

BİLİM-DÜŞÜN-SANAT  HAYATI

 

Artuk oğullarının hakim bulundukları Mayafarikin, Amid ve Mardin gibi büyük merkezler, önceki asırlardan daha kuvvetli bir fikri gelişime nail olmuşlardı(3).

 

Bu Türkmen sülalesinin ilk hükümdarları, bilim ve sanat meselelerine karşı bir ilgi beslemekle beraber, orta çağ İslam hükümdarlarının genel adetlerine sadık kalarak, bilim adamlarını ve kurumlarını himayeden geri durmamışlardır. Sonraki hükümdarlar arasında ise Arap edebiyatına ve İslam ilimlerine oldukça vakıf adamlar bulunduğu anlaşılıyor. Artukoğullarının hakimiyeti devrinde o sahalardan yetişmiş alimler ve eserleri hakkında yeterli derecede bilgi vardır: Bunlar arasında devlet işlerinde, divan görevlerinde ve kadılıklarda bulunmuş mühim şahsiyetlere de tesadüf edilmektedir. Bu hanedana mensup hükümdarlar için yazılmış bazı eserler vardır(3).

           

Muhtelif din ve mezheplere ve muhtelif kavmiyetlere mensup bir halk kütlesi üzerinde hakimiyetlerini kuran Artukoğulları bilhassa ilk zamanlarda, Araplara ve Kürtlere karşı Ermenileri ve Yakubileri himaye etmekte idiler. Türkmenlerin bu ilk devirde imtiyazlı bir mevkileri olduğu tahmin edilebilir. Lakin sonradan, bilhassa memlük (gulam) sistemi tatbik olunup, devletin askeri kudreti buna dayandırıldıktan sonra, karışıklık kaynağı olan göçebe unsurlara karşı daha şiddetli tedbirler alındığı şüphesizdir. Şehirlilerin ve hükümete karşı daima itaatli olan yerleşik halkın menfaatlerini korumak, prensler için, bir zaruretti. İdari ve mali divanlarda Hıristiyan memurlar da kullanılıyordu(3).

 

Bu dönemde Süryani Patriği Büyük Mihail, patriklik makamını Diyarbakır’dan Mardin yakınındaki Mar Hanna Manastırı’na taşımıştır. Fizinat hakimi Döger Han oğlu Nasr al-Devle öldüğü zaman (1165), cenazesinde yalnız Müslümanlar değil, Hıristiyanlar da hazır bulunmuştu(3).

 

Bu prensler taassuptan uzak kalmakla beraber, samimi surette sünniliğe bağlı bulunuyorlardı(3).

 

Artuklu döneminde şehirlerdeki ticari ve iktisadi hayatın gelişmesi için bazen ticari vergilerin kaldırıldığı bilinmektedir. Bu iktisadi gelişme Artuklu devrinde yapılan imar faaliyetlerinden açıkça anlaşılmaktadır. Yolların güvenliğini sağlamak amacıyla özellikle köprü geçişlerinde özel koruma kuvvetleri görevlendirilmiştir. İnşa ettikleri su kanallarıyla şehir etrafında önemli bahçeler kurulmuştur. Başta Amid olmak üzere bölge madencilikte önemli bir nokta idi(3,7).

 

İnşa ettirdikleri medreselerde pek çok ilim adamı yetişmiş, Mayafarikin, Amid, Mardin gibi şehirler birer ilim ve kültür merkezi haline gelmiş, hükümdarlar ise ilim ve sanat adamlarını himaye etmişlerdir. Bu dönemde el-Cezeri tarafından yazılmış olan olağan üstü otomatlar kitabı içerisinde dönemi içinde son derece ilgi çekici çeşitli mekanik robotlardan bahsetmesi, onların çizimlerini vermesi Artuklular çağında bilimin ne derecede ileri seviyede olduğunu göstermektedir(3).

                                                                                                                                

Kitabeler

           

Artuk oğullarına ait en mühim kitabeler başlıca Van Berchem (Arabische Inschriften, Abh. G. W. Gött. Phil-hist. Klass, N F, IX, III, 1907 ve Amida Heidelberg, 1911) tarafından yayınlanmıştır. Artukoğulları kitabeleri, toplu olarak Kahire Fransız enstitüsü tarafından neşredilmekte olan Repert, chronol. De I’epigrahpie Musulname adlı eserde mevcuttur(3). Bütün bu eserlerin Arapça yazıldığını ve esasen bunların divanlarında, resmi dil olarak, Arapça’nın kullanıldığını da belirtelim(3).


Bu haber 1832 defa okunmuştur.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google
  • Delicious
  • FriendFeed
  • StubmleUpon
  • Digg
  • Netvibes
::: MANŞET HABERLER :::
Yukarı Geri Mardin Haberleri Burada haberler

Video Galeri

Tüm videolar