Dolar 3,6400
Euro 3,9015
BİST 92,423
Altın 1,284,1
MuratÖZYILDIRIM
MuratÖZYILDIRIM

'1915 ve Süryaniler' Yazısı ve Gerçekler

Eklenme Tarihi : 27 Nisan 2013, 00:21

Hıristiyanlık üzerine çalışmalar yapan Okt. Murat Özyıldırım, Radikal gazetesinde yayınlanan '1915 ve Süryaniler' yazısındaki bilgileri tartışmak amacıyla yazdığı köşe yazısı..


Radikal Gazetesi’nde 26. 04. 2013 tarihinde Sayın Muzaffer İris (Eğitimci – Yazar) imzası ile çıkan “1915 ve Süryaniler” başlıklı yazı, okuru yönlendirici olmasına karşın kaynak belirtilmeden verilen bazı bilgiler içermektedir.  Aşağıdaki maddelerde, sayın yazarın okurlara sunduğu sorunlu bilgileri tartışmak amaçlanmıştır.


-- “İttihat ve Terakki zihniyetinin önderlerinden Mehmet Talat Paşa katliamlarını gerçekleştirirken Ermeni, Rum ve Süryani farkı gözetmemişti. O önemli bir tehdit unsuru olarak gördüğü bu halkları imha etmenin kararını önceden almıştı. O, bu halkları nerede toplayacağının, nasıl tehcir edeceğinin, nerelerde öldüreceklerinin, mallarının nasıl dağıtılacağının, nüfuslarının nasıl azaltılacağının bütün hesaplarını yapmıştı. Ona göre; Balkanlar’da kaybedilen savaşların intikamı ancak böyle alınırdı”.

 

PROBLEM: İttihat ve Terakki döneminde 1915’te sadece Ermenilere ve üstelik Gregoryen mezhebinden Ermenilere –bu satırların yazarının kesinlikle doğru bulmadığı- tehcir (zorunlu göç) uygulanmış ve bu mezhep mensupları ülke dışına değil ülkenin bir başka bölümüne Suriye’ye gönderilmiştir. “Halkları imha kararı”nın alındığını veya “O, bu halkları nerede toplayacağının, nasıl tehcir edeceğinin, nerelerde öldüreceklerinin, mallarının nasıl dağıtılacağının, nüfuslarının nasıl azaltılacağının bütün hesaplarını yapmıştı” diyen sayın yazar, bütün bunları hangi tarihi belgeye veya gerçekliğe dayanarak iddia edebiliyor?


-- 24 Nisan’da Ermeni aydınlarının toplanıp sürgün edilmesiyle başlayan katliam süreci daha sonra Süryanilerin de yaşadığı en ücra köylere kadar uygulandı.

PROBLEM: Buradan çıkan anlam, katliam bütün Süryanileri hedef alarak en gidilmez köylere kadar gidilip hepsi toptan öldürüldü. “En ücra köylere kadar katliam uygulandı”ysa I. Dünya Savaşı sonunda ve bugün Süryaniler nasıl oluyor da Mardin başta olmak üzere coğrafyamızda varlıklarını sürdürüyor? Oysa tehcir nedeniyle bugün Ermenilere ait yerleşimlerden söz etmek mümkün değil. Bu anlamda günümüzde bir tek Süryani vatandaşın hayatta kalmaması lazımdır. Peki o halde bu sözler, hangi güvenilir kaynak temel alınıp, nasıl iddia edilebilir?


-- Süryaniler, Ermeniler kadar sayıca fazla olan aydın ve işadamlarına sahip değillerdi. Nüfus olarak da sayıları Ermenilerden azdı.

PROBLEM: Sayın yazar, Süryani nüfusunun az olduğunu belirtiyor. Doğru, Osmanlı nüfus sayımı belgeleri ortadadır. Nüfusu az olan ve “en ücra köylerine kadar katliama uğrayan” bir cemaatin izlerinin de cemaatin bütün mensuplarının da daha evvel planlandığı ileri sürülen bir yok etmeyle katledilip kolayca ortadan kaldırılması gerekmez miydi?


-- Eğer Ermenilerin yerinde Süryaniler olsaydı ilk önce Süryanilerden başlanacaktı.

 

PROBLEM: Sayın yazar, bu iddialı bilginin kaynağını belirtmiyor. Kaynak sunulmazsa kendi vehimlerini bilgi olarak sunup okuru yanıltıyor demektir. Tehcirin nedeni Ermenilerin nüfusunun fazlalığı değildir, Süryanilerin tehcire uğramamasının nedeni de nüfuslarının azlığı değildir. Anadolu’da hemen her bölgede o dönemde yaşayan Rumlara da 1. Dünya Savaşı’nda tehcir uygulanmadığı bilinmektedir (Savaş sırasında değil, I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Anadolu’dan mübadele ile Yunanistan’a giden Hıristiyan Rum nüfus, 1.200.000 kişidir). Demek ki ekalliyetin nüfusu, zorunlu göç için bir neden değildir. Ermeni tehcirinin nedeni, Ruslarla Şark’ta yapılan savaşta bölgedeki Ermenilerin bir bölümünün düşmanla işbirliği yapması ve Müslüman ahaliye saldırmasıdır (Van, Bitlis vb. işgalinde Rus kuvvetlerinin içinde yer alan Ermeni birliklerinin mezalimi bilinmektedir). Bunun karşısında düşünülen tehcir ise fakir devletin acemice uygulamaya koyduğu Müslüman halkı ve Osmanlı askeri kuvvetini koruma arayışından başkası değildir. Sayın yazarın, okuru yönlendiren cümlesindeki akıl yanıltmasının düzeltilmesi gereklidir.


-- Dönemin hükümet ve askeri yetkilileri Adıyaman’da birçok köydeki Ermeni ve Süryanileri imha etmeye başlarlar. 


PROBLEM: Bunun kaynakları gösterilmelidir. “İmha etmek” ciddi bir cümledir ve bu iddialı cümleye göre Adıyaman köylerinden bir tane bile Süryani ve Ermeni’nin bu dönemde sağ çıkmaması gerekir. Şunu da bir bilgi olarak eklemek isterim; 1883’te Adıyaman, Besni, Kâhta’da Hıristiyan nüfus 2781 iken Müslüman nüfus 39221’dir ve mesela Ermenilerden polis olanlar vardır. I. Dünya Savaş’ından sonra Adıyaman ve çevresinde Ermenilerin varlığı bilinmektedir. 1935 yılında Adıyaman merkezde toplam nüfus 10.257 kişidir ve 318 Ermeni hala burada yaşamaktadır. (G. Dalyan – M. Yılmaz, XIX. YÜZYILDA ADIYAMAN SÜRYANİ VE ERMENİLERİ ARASINDA KATOLİK MİSYONERLİK FAALİYETLERİ, Adıyaman Ü. Sos. Bil. Enst. Dergisi, S. 5, 2010) . Bu bilgilere göre tehcirden sonra bile Ermenilerden bölgede varlığı anlaşılmaktadır.


-- “…canlı tanık, olayları bizzat gören yaşlı bir Kürt kadının söyledikleri büyük ve çok önemli bir belge niteliğindedir: “Ben şu anda yüz yaşındayım, olaylar başladığında yedi yaşındaydım…”

 

PROBLEM: “Önemli bir belge” diye okura sunulan sözlerin kaynak kişisinin, olaylar başladığında yedi yaşında ve bunu naklettiğinde 100 yaşında olması, sözlü anlatının doğruluk durumunu ve bundan çıkarımla yapılacak yorumları tartışmalı hale getirmez mi?

-- Mardin merkezde bulunan bazı Süryaniler ‘Seyfo’nun yaşanmadığını ve etkilenmediklerini ifade edebilmektedirler. Bu tez bazıları için doğru olabilir. Çünkü o dönemde hükümet ve çevrede bulunan Kürt aşiret ve ağalarıyla birlikte hareket edip Ermenilere yönelik saldırılara ortak oldukları dahi iddia edilmektedir. Ancak bu konuyla ilgili kesin kaynaklar bulunmamaktadır. 

 

PROBLEM: Dikkat edilirse bu cümlelerde Mardin Süryanileri töhmet altında bırakılmakta ve okurun aklına Mardinli Süryanilerin Kürt aşiret ağalarıyla birlikte Ermenilere saldırdıkları iddiası sokulmaktadır. “Kesin kaynaklar bulunmamaktadır” deniyorsa bu iddialı yorumun neye dayanarak yapıldığının mutlaka belirtilmesi lazım değil midir?


-- Tarihe ‘Aynwerdo Savunması’ olarak geçen bu direnişte çevre köylerden kaçan Süryani ve Ermeniler, Marho Şabo Kilisesi’ne sığındılar. Tahmini 6000-7000 kişinin sığındığı söylenir. 

 

PROBLEM: “Tarihte Aynwerdo Savunması” iddialı cümlesiyle başlayan anlatıda, tahmini 6000 – 7000 kişinin 66 gün boyunca sığındığı bir kiliseden bahsedilmektedir. Bu, muazzam kalabalığın bir kiliseye sığdırılması anlamına gelir. Anlatıda, bir kasaba bile olmayan yerleşim yerinde yani bir köyde olduğu söylenen Mor Şabo Kilisesi,7000 kişinin sığındığı bir köy kilisesi olarak okura sunulmaktadır. Nüfusu yüzlerle ölçülebilecek bir köyün kilisesi, nasıl bu kadar büyük bir mimariye sahip olabilir?


-- 10.000 asker ve 12.000’e yakın Kürt işgalci Aynwerdo Köyü’nü talan için bekliyordu.

 

PROBLEM: Bu rakamların kaynağı mutlaka belirtilmelidir. Verilen rakamlar, çok büyük askeri güçtür ve kaynak belirtilmesi gerekir.


-- Şeyh Fethullah devletin yapacağı bir saldırıda karşı koyacağını söyleyince askeri birlikler kuşatmayı kaldırıp geri çekilmek zorunda kaldılar. 

PROBLEM: Sayın yazarın yine kaynaksız olarak yazdığına göre 22.000 kişilik muazzam bir silahlı asker ve Kürtlerden mürekkep Osmanlı kuvvetine karşı Aynkefli (Aynkef derken Batman’ın bugünkü adı Kayapınar olan yaklaşık 5000 nüfuslu beldesi mi kastediliyor?  Yazıda belirtilmiyor) Şeyh Fethullah, “saldırıya karşı koyarım” deyince askeri birlikler ve Kürtler geri çekilmek zorunda kalıyor. Sayın yazar, Süryanilerden 400 silah toplandığını kendi belirtiyor. Buna göre Şeyh Fethullah Efendi’nin emrinde herhalde en az 25.000 kişilik müsellâh kuvvet bulunuyordu ki Osmanlı askerleri ve müttefikleri Kürtler, fevkalade korkup geri çekildi.


-- Katliamlardan en çok etkilenen bölge, Adıyaman ilçe ve köylerinde yaşayan Süryani ve Ermeniler oldu. Misyonerlerin olmayışı, dağlık bölgelerde yaşamaları, sınır bölgelerinden uzak, iletişim imkânlarının yetersiz olması, silahsız olmaları, buradaki insanların neredeyse tamamen yok edilmesini yol açtı. 

PROBLEM: Bölgedeki misyonerlik faaliyetleri üzerine bilimsel bir makale yazan Dalyan – Yılmaz, “…Adıyaman’daki Ermeniler yakın çevrelerinde Protestanlar dışında Katolik misyonerlerin bulunduğunu bilmekte veya bu misyonerler tarafından ziyaret edilmiş olmaları gerekmektedir…” yazmaktadır (G. Dalyan – M. Yılmaz, XIX. YÜZYILDA ADIYAMAN SÜRYANİ VE ERMENİLERİ ARASINDA KATOLİK MİSYONERLİK FAALİYETLERİ, Adıyaman Ü. Sos. Bil. Enst. Dergisi, S. 5, s. 79, 2010). Sayın yazar, bölgede misyonerlerin olmadığını hangi kaynağa istinaden yazıyor? Kendi cümlesinde geçen “…silahsız olmaları…” ise eğer iddia edildiği gibiyse yine kendi ifadesi olan “…Süryaniler tarafından 400 tüfek teslim edildi…” cümlesiyle mesnetsiz hale gelmektedir.

-- Balçıkla güneş sıvanmamakta, yalanlarla peynir gemisi yürümemektedir. 

 

PROBLEMSİZ: Sayın yazarın kaynağa ihtiyacı olmayan tek cümlesi herhalde yukarda yer almaktadır.


Mağluplar ve galipler, aklınıza kim gelirse gelsin herkes, savaşta muazzam acılar yaşamıştır. Savaşı geçiren bütün insanların kendi ailelerine ve mensubu oldukları cemaatlere ait çoğu korkunç acılarla bezeli olduğu kuşku götürmez hikâyeleri olduğu muhakkaktır. Lâkin savaş sırasındaki acılar, bugün okura sunulurken kaynak kullanımı ve yorumlanması konusunda titiz davranılmasının zorunluluğu, özellikle genç okurlara bilgi aktarımının tarafsızca ve yönlendirmeye mahal verilmeden yapılmasını gerekli kılmaktadır.

 

Radikal gazetesinde "1915 ve Süryaniler" yazısını okumak için tıklayınız..

http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?atype=radikaldetayv3&articleid=1131110&categoryid=99

Bu haber 3422 defa okunmuştur.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google
  • Delicious
  • FriendFeed
  • StubmleUpon
  • Digg
  • Netvibes
::: MANŞET HABERLER :::
Yukarı Geri Mardin Haberleri Burada haberler

Video Galeri

Tüm videolar