Dolar 3,8866
Euro 4,5863
BİST 107,71
Altın 1,278,2
Tuna AKÇAY
Tuna AKÇAY

Anadolu'nun Sırları

Eklenme Tarihi : 28 Ocak 2013, 18:04


Anadolu; arkeolojinin, tarihin, acıların sevinçlerin, bereketin, ev sahibidir. Dünyanın medeniyet merkezi, medeniyetin kaynak gibi aktığı toplumlara, kavimlere ve insanlığa bir ışık gibi yayılan üç yanı bereketle çevrili yaşam alanıdır.

 

Yunanca: Aνατολή, Latince: Asia minor’dur. Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapan “Bin Tanrılı İl” ismini de almıştır. Sümer, Asur, Hitit, Yunan, Lidya, Kelt, Pers, Roma, Doğu Roma, Selçuklu, Osmanlı gibi birçok devlete, tarihe damga vuran büyük küçük önemli toplumlara ev sahipliği yapmıştır. Milyonlarca insanın bedeni bu topraklara emanet edilmiştir. Anadolu’da yaşamış kavimlerin kendilerine özgü dilleri, lehçeleri, şiveleri ve ağızları mevcuttur. Buna bağlı olarak birçok gelenek görenek ve günümüze kadar ulaşmış ulusları yönlendiren toplumsal refleksler, Anadolu’nun en büyük zenginlikleridir. Başka bölgeler gibi bir haftalık hafızası olmayan, tarihten de öte bir geçmişe sahip yiğitlerin mekanıdır. Aslında kimseye ait değildir Anadolu, emanettir, bir dünya mirası, gelecek kuşaklara aktarılması gereken gerçek bir yaşam hikâyesidir. Sahip olmak için amansızca yarışılan bu topraklar üzerine birçok devlet kurulmuş ve birçok kavim Anadolu’da yok olmuştur. Ancak bu kavimlerin izleri yer üstünde olmasa da yerin altında bizleri beklemektedir.

 

Nice yaşanmış ve yaşanan hikâyeler vardır. Anadolu’nun sırları bu hikâyelerdir. Bu sırlar bazı zamanlar yürek burkan, bazı zaman feyz alınan, bazı zamanlar da hayatımıza yön verir. Sırrın şifresi dağlardadır, gizlidir, kimse bilmek görmek istemez, günahların saklandığı ancak sevapların saçıldığı bir dünyaya uygun bir gerçektir.. Tamamıyla keşfedilmemiş gönül gözüdür, erdemdir, bendir, sendir, hissedendir. Türk’ü Arap’ı, Kürt’ü Çerkez’i, Alevi’si Sünni’si Yezidi’si ve ismini saymadığım birçok ırkın ve dinin harmanladığı sırlar diyarıdır. Mevla’nın kulları, 72 dilin sahibi Anadolu insanı, ecnebinin algılayamadığı ev sahipliği ile ruhlarımızı, yolumuzu aydınlatmalıdır.

 

Kaybolmaya, yitirmeye başladığımız Anadolu erdemleri, insanların dillerinde, türkülerinde, manilerinde, masallarında yaşıyor. Bendeniz bu masalları aradım bulduklarım da sizindir…


SIR 1

 

Aforizma: “Toroslar’da duman tütüyor rahat uyu Türkiye”

Yer: Mersin – Gözne Yaylası



Toroslar’da yaz kış göçen bir Yörük ailesi

Dumanı tüten naylon bir çadır, anne baba koyunlar dağlara sürülmüş, yaşı ile doğru orantılı olan kuzular küçük çoban Ali’nin yönetiminde. Güzel gülümsemesiyle bizleri karşılıyor.



Sisli bir hava çadırdan bir kiler var. Anadolu kadını her zaman ki gibi boş durmuyor. Sürüden gelecek evin reisi için hazırlık yapıyor.


Bedeni küçük Anadolu’nun sırlarını çok iyi bilen Ali yüreğini açtığı gibi evini de bizlere açıyor. Yüzü güleç zorluk bilmeyen ruhu var.


Aforizma: “Yokluk, herşeye zorunlu olarak tokluktur.”



Eski bir soba, ısınan su ile bulaşık yıkayacak çadırın hanımı. Ali’nin yüzüne gelen ışığın sanki bir sırrı var. Onu hissetmek ve bilmek gerekir. Aramak lazım o sırrı.



Her ne kadar küçük olsa da hayatın zorluklarının bilincinde Ali oğlan. Kapısının aralığından attığı bakış ile yeni sıfatlar ekleniyor Ali’ye kendimizce: Masum ve Olgun…


Ali’nin sorumlulukları var. Hava soğuyor ahıra girmeli koyunlar. Ali oğlan takıyor önüne koyunları

 

Aforizma: “Fakir daha tok, zengin daha aç olmuş ben neyleyeyim”



O ne de olsa bir çocuk, oyun alanı koyunların olduğu yer, oyuncakları kuzular.



Bir de kardeşi var Ali oğlanın. Çıkıyor çadır evden masumca.


O küçük yüreği gibi kıvırcık güzeli. O kadar masum ki ağzından bir kelime bile alamasak da maşallah demek gereken yüzü her şeyi anlatıyor.


Çadır evin kapı aralığından attığı bakış yüreklere bir iz bırakıyor. Bu sırrın adı masumiyet.

 

Aforizma: “Gerçek mutluluk mal mülke sahip olmak ile değil, akıl ve erdeme sahip olmak ile mümkündür.” 


Hava iyice soğuyor masum prensesin gitmesi gerekli Ali oğul büyüklüğün verdiği şevkle hala bizle.

 

Dağlarda öyle yaşamlar saklı ki, hayıflandığımız zamanları kayıp zamanlar diye nitelendirebiliriz. Bu yaşamlar mutlu olabilme çabalarını içinde barındırır. Fotoğraflar bunların bir yanıdır, iki boyutlu olanıdır. Daha iyi anlayabilmek için üçüncü boyutu görüp hissetmek gerekir.

 

SIR 2

 

Aforizma: “Yaşamaya mecbursun; yediğin ekmeğin, başını sokabileceğin bir dört duvarın varsa devam et yaşamaya”

Yer: Mersin - Adanalıoğlu

 

Ya dört duvarı olmayanlar, yaşamları çadırlarda geçenler, burada doğup burada ergen olanlar. İşte yaşamın bir gerçeği olan ırgat çadırlarında nefes almaya çalışanlar.


Taşıma suyu ile değirmen dönmez diyenlere inat edercesine değirmeni döndürenler.


Çadırın anaları, evlatları, engellileri…

 

Aforizma

"Farzet ki olmasın başka dünya,
işte o zaman alkışlar seni
tüm dünya."
"Farzet ki olsun başka dünya,
işte o zaman yuhlar seni
tüm dünya."



Gençler ama bir otorite yanında beklemek zorundalar.



Çadırları içinde beklentileri var, umutları var, istekleri var ama çadırın içinde. Bir türlü o çadırın önünden ayrılamıyorlar.

 

Aforizma: Sıyrıl kabuğundan yeni zengin ufuklara. Ancak sıyrılırken iç zarını da unutma.



Çadırın önünden ayrıldıklarında mana da değişiyor, eşarbın uçuştuğu gibi, özgürlükleri de serbest kalıyor. Arkada bırakıyor tutsaklık halindeki ruh halini…



Yeni nesiller bu hapsi yırtarcasına bakıyorlar bizlere. Siyah beyaz da olsa fotoğraf, mavi gözleri ile daha mutlu daha umutlu…

 

Aforizma: Umut fakirin ekmeği diyenlere umut yiğidin lokması de.


SIR 3

 

Aforizma: “Kaybedeceğin her değer yaşadığın coğrafya için dönüşü olmayan bir felakettir.”

 

Zaman, Anadolu’nun değerlerini yok etmeye çalışır, betonlar samimiyeti, plastikler kalaycıları, batı da doğuyu yok etmek için çabalar. Bir nevi başarmışlardır, ancak ruh sağlamdır ayaktadır. Ruhun bedenlendiği fotoğraflar da karelerimizde saklıdır.


Arabalar ve minibüsler, eşekleri atları tarihten sildiler. Anadolu’daki kırıntıları için ustalar harıl harıl çalışmaktadır. Yorgun bitkin vazgeçmiş bir halleri varsa da ruhun içinde yıkılmaz bir kayadır.



Karanlıklar içindeki ruh.

Bu ruh, erdemdir, bu ruh ahlaktır, bir tür mihenk taşıdır. Her ne kadar az da kalsalar genler bu ruhu taşır ve yeri gelince harekete geçirir.

 

Aforizma: Karanlıklardan korkma, güvendiğin, ruhunu bildiğin, yürüyebileceğin yerler için karanlık; en güvenilir alanlardır.


Babanın gölgesinde oğul, ama oğlun gölgesi olacak mı zamana karşı, savaşabilecek mi bilinmez. Ama bu küreselleşen dünyaya, fabrikalaşan, ruhlarını kaybetmiş insan sürülerine bu kadar dayanması bile mucize.

 

Aforizma: Yeni nesil esir değil, umut dolu bir gelecektir.



Son kalay der gibi uzatıyor usta objektifimize doğru sanatını. Sır, bu kalayda diyorum içimden. Görebiliyorum, hissedebiliyorum, ama çare bulmak istiyorum o an karar veriyorum yazmalıyım, karelemeliyim, kanıtlamalıyım bu sırrı. Belki zamanla ama peşini tek nefer de kalsam bırakmamalıyım.

 

Aforizma: “Düşünce şekliniz öyle olmalı ki herkes ruhunuza bakıp orada neler olup bittiğini görebilmeli.”



Çeyizlerin bir numaralı malzemesiydi yorganlarımız. Değeri ne kadardır fabrikadan çıkmış herkes için üretilen yorganın bu el emeğinin yanında. Baş harflerinin yazıldığı, yumuşacık üzerimize örtülen bu değer kayboluyor.



Bıçak gibi bakışları ile bıçak ustası, Bursa bıçakları ile yarışmaya çalışıyor. Yörükler çok iyi bilir, çakılar vardır yarı hilal çeklinde bunu üreten ustam, şimdi işler nasıl dediğimizde; bizim bıçakları hiçbir şey geçemez ama KÖTÜ…


3 metrekarelik bir dükkânda, kalayın temizlenmesinden dolayı bir is kaplamış her yanı. Ustam asmış ailesinin fotoğrafını çerçeveleyerek duvara, ama görmek ne mümkün kazımak gerek çerçeveyi. Bu is ciğerlerine de yansımış. Belgeler ellisi dese de gözler bir başka konuşuyor ustam için. Ama sarılmış ata yadigârı el emeğine, savaşıyor plastiğe karşı tek nefer tek ruh ama yok olmayan ve yok olmayacak bir ruh ile.


Tek cümle tek söz;

HERŞEYE RAĞMEN

 

Anadolu’da nice sırlar vardır. Bu sırları, düşünce yapılarını, kültürleri, özümsemek, harmanlayıp Anadolu kültürü diye yaymak en doğru olandır. Baktığımızın ardındakini görebilmek için bu özü hissetmemiz gerekir. Bu doğrultuda sorumluluk sahibi olan çok gezen ve görenler bunu daha iyi aktarabilirler. Anadolu samimiyetin kaybolmamış değerlerin ana vatanıdır. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan duygu ve düşünceler bu toprakların özüdür. Bu özü görmek hissetmek bu sırları çözmek ile alakalıdır. Dağlara çıkıp Karadeniz yaylalarını görmek, Toroslar’da gezinip Yörüklerle ayran içmek, Meke’ye gidip dervişin zikrini anlamak, Ege’de tarlalarda üzüm kesmek, Mardin’e gidip farklı dinleri irdelemek, Konya’da Mevlana düsturunu öğrenmek, Diyarbakır’da eski Diyarbekir’i özlemek, Hemşin’de Lazcayı kuş dilini işitmek, Muğla’da Ortaca’da Güzelyurt’ta cennet gibi koyları, tertemiz köyleri algılamak gerekir bu sırra ermek için. Bu sır bu erdem asıl medeniyettir ne taklit ne de üzerimize kaplatılmak istenen, öz olan doğru olandır.

 

“Zihniyet ve şahsiyet eğitimi ancak derin tecrübesi, engin bilgisi, temiz vicdanı, sağlam İmanı, güzel ahlâkı, selîm zevki, coşkun şevki, ilâhi aşkı, tasavvufî neş'esi olan yükse seviyeli, erdemli kişilerin, zümrelerin ve çevrelerin işi...


Tuna AKÇAY Kimdir?


Öğr. Gör. Tuna Akçay, 1981 yılında Çanakkale / Kuçükkuyu’da doğru. 2005 yılında Mersin Üniversitesi Arkeoloji bölümünden mezun oldu. Ülkenin birçok yerinde gerçekleştirilen çeşitli kazı ve yüzey araştırmalarına katılarak mesleki anlamda bilgisini geliştirdi. 2001 yılından beri Prof. Dr. Emel Erten başkanlığında yapılan Olba Arkeolojik Yüzey Araştırmasında binlerce kareden oluşan araştırma arşivine katkı sağladı. 2005 yılında Arkeologlar Derneği Mersin Şubesinde kurucu üyesi olarak yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevini üstlendi. Daha sonra ilk seçimde başkanlığa seçilerek Okt Murat Özyıldırım ile birlikte Mersin’de arkeolojik tahribatı önlemek ve arkeologların özlük haklarını korumak için çeşitli çalışmalarda bulundu. 2005 yılında Mersin Üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalında Yüksek lisansına başladı. 2009 yılında Köln üniversitesinde Doktora eğitimi almaya hak kazandı. 2.5 yıl Köln’de doktora eğitimi aldı. 2011 yılının Eylül ayında doktorasına Prof. Dr. A. Emel ERTEN danışmanlığında Gazi Üniversitesinde halen devam etmektedir. Aynı zamanda Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünde Öğretim Görevlisi olarak çalışmakta ve çeşitli dersler vermektedir. 2001 yılından beri fotoğraf sanatı ile ilgilenmektedir. 2009 yılında Anadolu Fotoğraf Dergisini, Anadolu'nun fotoğraf ustaları ile kurdu. Derginin ve misyonun Genel Koordinatörlüğünü üstlendi. Akçay’ın fotoğrafları ulusal ve uluslararası birçok ödüle layık görülmüştür.

Bu haber 5013 defa okunmuştur.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google
  • Delicious
  • FriendFeed
  • StubmleUpon
  • Digg
  • Netvibes
::: MANŞET HABERLER :::
Yukarı Geri Mardin Haberleri Burada haberler

Video Galeri

Tüm videolar