Dolar 3,6400
Euro 3,9015
BİST 92,423
Altın 1,284,1

Kalede Arkeolojik Çalışma Yapılmalı!

Kalede Arkeolojik Çalışma Yapılmalı!
Eklenme Tarihi : 17 Ocak 2014, 21:19
Mardin Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Güner Coşkunsu'ya göre, onarım ve restorasyondan önce Mardin Kalesi'nde arkeolojik çalışma başlatılmalı..

 

mardinimiz.com Genel Yayın Yönetmeni Burak Erdem, Mardin Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Güner Coşkunsu'ya Mardin Kalesi ile ilgili düşüncelerini sordu..








-
Mardin Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Güner Coşkunsu'ya, restorasyonu yapılarak turizme açılacak olan Mardin Kalesi ile ilgili düşüncelerini sordum. Coşkunsu, kaleyle ilgili düşüncelerini bir arkeolog, bir bilim insanı olarak içtenlikle paylaştı. Coşkunsu'ya göre Mardin Kalesi'nde restorasyon ve onarım öncesinde arkeolojik çalışmalar başlatılmalı..


Mardin Valisi Dr. Ahmet Cengiz’in Mardin Kalesi'nin onarım ve restorasyon ihalesinin yapıldığına ve Kale'nin 2014 yılı sonunda halkın ziyaretine açılacağına ilişkin açıklamalarını okuduk.

 

Mardin Kalesi'nin askeri bölge olmaktan çıkarılıp nihayet sivil halkın ziyaretine ve turizme açılması elbette ki çok sevindirici. Valimizin herkesçe bilinen titizliğine ve kültürel mirasın korunması için gösterdiği samimi çabasına rağmen yine de sözkonusu restorasyonla ilgili endişelerim var. Çünkü son zamanlarda gazetelerde ülkemizin her bölgesinde restorasyon ve onarım adı altında yapılan bazı projelerin rant odaklı "hemen yap-bitir-teslim et" mantığıyla/dayatmasıyla yürütülmesi, işin ehli olmayan ve tarihi esere karşı umursamazca ve hoyratça davranan müteahhitler ve sorumlu diğer kişiler tarafından yapılması sonucunda bir tarih kıyımıyla sonuçlandığını üzülerek okuyor ve ziyaretlerimde görüyorum. Yok olan sadece tarihi eserlerin fiziki kalıntısı değil onların ve içinde bulundukları çevrenin beraberinde götürdükleri bilgilerdir.  Oysa ki tarihi yapıların restorasyonunu üstelenecek ve yapacak kişiler işe kültürel mirası sevmekle ve ona değer vermekle başlamalı.

 

Tarihi eseri onarmak herkesin harcı değildir. Kişi yüzlerce binlerce yıllık bir mimari esere dokunduğunda heyecan duymalıdır. Çok kırılgan ve yaşlı olan tarihi esere vurulan her kazma darbesinin yüreğini sızlatması gerekir ki esere hak ettiği hürmeti ve sevgiyi gösterebilsin, tıpkı yaşlı birine gösterdiği sevgi ve saygı gibi. Arkeologların fırçayla girdiği yere dozer sokan da sokturan da benim gözümde tarih düşmanıdır. Benim kültürel mirasla olan aramdaki bağdan kaynaklanan bu düşüncem bazılarına romantik ve gereksiz gelebilir. Yine de üzerinde çalıştığımız malzemeye aşkla bağlanmadıkça ve bilinçlice yaklaşmadıkça, elimizdeki değerin farkında olmadıkça işimizdeki tüm özene rağmen sonucun yavan ve eksik kalacağına inanıyorum. Mardin'in tarihi sokaklarında dolaşırken aldığımız hazla Yenişehir'de dolaşırken ruhumuzun boğulması bu ilişkiye dayanmaz mı?

 

Tarihle olan duygusal bağın gerekliliği yanında, tarihi mekanların restorasyonunu üstelenecek ve projede çalışacak kişilerin ayrıca restorasyon konusunda eğitim almış, deneyim kazanmış, teorik ve uygulama açısından donanımlı ve eserin geldiği dönem hakkında yeterli bilgi sahibi olması gerekir. Bu özelliklerin bir kısmı Valimiz tarafından da haklı olarak önemle vurgulanmıştır. Oysa ki son zamanlarda tarihi yapıların restorasyonunu üstlenmiş olan müteahhitlerin ve yerel yöneticilerin bir kısmının tarihle, arkeolojiyle, sanatla ve estetikle samimi hiç bir bağı bulunmamaktadır. Ne yazık ki iyi niyetle başlanan projeler tam bir tarih ve kültür katliamına dönüşebilmektedir. Zaman zaman müteahhitlerin ihaleleri aldıktan sonra verilen taahhütlere aykırı olarak ucuz ve uygun olmayan malzeme kullandıklarını duyuyoruz. Belki de ihalelerde malzemenin kalitesi ve bedeli önceden bir şart olarak belirtilmeli.

 

Kalenin restorasyonuyla ilgili diğer iki önemli faktör de projenin tamamlanma süresi ve görev alacak ekiptir. Sayın Vali'nin basın açıklamasında Mardin Kalesi'nin restorasyonunun 2014 yılı sonunda bitirileceği ve turizme açılacağı belirtilmiştir. Eğer Vali'nin süreyle ilgili açıklaması ve Kale'de yapılması planlanan projelerle ilgili açıklaması basına doğru şekilde yansımış ise öngörülen sürenin şimdiden işin kalitesi ve tarihi kalıntıların belgelenmesi ve korunması açısından çok kısa olduğunun altını çizmeliyim. Restorasyonun kendisi başlıbaşına çok zahmetli, titizlikle ve yavaş yapılması gereken bir işken elimizde zemininde kaymalar olduğu tespit edilen çok kırılgan bir tarihi miras, etrafından iri kayaların düştüğü aşınmış bir tepe, üzerinden sökülmesi gereken  devasa bir radar ve yine üzerinden ve etrafından askeriyeye ait kaldırılması gereken diğer binalar varken (altlarında ve etraflarında arkeolojik dolgular bulunan) verilen süre başarılı bir iş için gerçekçi olmadığı kadar geri dönüşü olmayan hasarlara yol açacak kadar da kısadır. Bundan da öte, tarihi bilimsel arkeolojik verilere değil de tarihi kaynaklara, efsanelere, mimari ve sanatsal üsluba dayanan Mardin Kalesi yıllardır arkeologlar tarafından yapılacak bilimsel kazı ve laboratuar incelemeleriyle tarihinin net olarak açığa çıkartılması için beklemektedir. Ben Mardin Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı olarak böyle bir sorumluluğu almaya hazırım. Arkeoloji bölümü başkanlığında Kale'de, yamaçlarında ve eteklerinde farklı disiplinlerden oluşan bir ekiple yüzey araştırması ve kazı yapabiliriz. Kalede öncelikli olarak arkeolojik bir çalışmanın başlatılmasının elzem olduğu fikrimi ilk kez iki yıl önce Kale'nin boşaltılacağı haberini duyduğumda da yetkili mercilere belirtmiştim.

 

Dikkat çekmek istediğim bir konu da Kale'nin tarihinin bilinenden çok daha eskiye gitme ihtimali olduğudur. Geçen yıl Kale'ye yaptığım kısa süreli iki ziyaret sırasında kalenin bulunduğu kısımda ve tepenin eteklerinde yüzeyde duran tarih öncesi dönemlere ait bir kaç tane taş alet ve çanak çömlek parçası görmüştüm. Bunların Kale'ye başka bir yerden getirilmiş olabileceği ihtimalini gözönünde bulundurarak Kale'nin yaşıyla ilgili tahminimin şimdilik kesin kanıtlara dayanmadığını özellikle vurgulamalıyım. İleride yapılacak arkeolojik çalışmalar ve laboratuar tarihlendirmeleri bizi doğru bilgiye ulaştıracaktır. Gördüğünüz gibi Kale'de yapılacak çok iş var. Örneğin, sadece bugün kısmen ayakta olan camiler, surlar, çarşı değil aynı zamanda Kale ile kent arasında uzanan yeraltı tünelleri, çeşmelere ve kuyulara  su taşıyan kanallar, sarnıçlar, ambarlar, Kale'nin içindeki ve yamaçlarındaki bugün toprak altında olan eski yerleşim yerleri arkeologlar tarafından kazılıp o dönem insanına ait tüm kalıntılarıyla açığa çıkartılmayı bekliyor. Bunları yaparken güncel gelişmiş teknolojilerden (lazer taramaları, uydu fotoğrafları, jeofizik taramaları vs. gibi) mutlaka faydalanılmalıdır. Kale'nin restorasyonu ile ilgili tüm aşamalarda, başından sonuna kadar, ekipte mutlaka arkeologların bulunması şartı getirilmeli. Kale'nin halkın ziyaretine açılması için arkeolojik çalışmaların bitmesini beklemek gerekmeyebilir. İnsan hayatını tehlikeye sokan ve arkeolojik malzemenin güvenliği açısından risk oluşturan unsurlar kaldırıldığında ve kontrollü bir ziyaret programı hazırlandığında arkeologların ve turistlerin Kale'de birarada bulunmasında sakınca olmayacaktır.  İçinde arkeolojik çalışmaların devam ettiği bir sit alanı turistler için çok cezbedici ve öğretici de olacaktır.

 

Ekip konusunda da kısaca değinecek olursak, yasal olarak zaten projenin üstlenicisi olan yerel yönetim birimleri ve üstlenici firma Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu ve Arkeoloji Müzesi ile temas halinde olmak zorunda. Görev alacak restoratörlerin, mimarların ve mühendislerin tarihi bir sit alanında çalışmak için yeterli bilgi, deneyim ve vizyona sahip olunmalarına dikkat edilmeli. Doğrusu Mardin Kalesi'nin restorasyonunu tarih bilincinden uzak, kültürel mirasa değer vermeyen kar odaklı müteahhitlerin yapması yerine Mardin'i Mardin yapan taşa göz nurunu ve terini akıtan, işin erbabı olan taş ustalarımızın yapmasını tercih ederim. Onların mutlaka projede aktif olarak yer alması lazım. Geleneksel yöntemlerle taş işleyen ve bina yapan mimarlarımızın birkaç temsilciyle ayakta kalan son kuşağını da yitirmeden önce Mardin'de taş işçiliği üzerine eğitim verecek bir meslek lisesi ve MAÜ'de  bir yüksekokul açılması için yetkililere buradan tavsiyede bulunmak isterim. Çok nadide olan bu geleneksel zanaati, sanatı ve ustalarımızı yaşatmalı ve çoğaltmalıyız.

 

Yukarda da bahsettiğim gibi restorasyon öncesinde-sırasında-sonrasında ekipte ve bilimsel danışma kurulunda mutlaka arkeologlar bulunmalı. Gerek Mardin Artuklu Üniversitesi gerek yurt içi ve dışındaki diğer üniversitelerden Mardin'in mimarisi, tarihi ve sanat tarihi konusunda uzmanlaşmış mimarlar, sanat tarihçileri ve tarihçiler danışma kuruluna davet edilmelidir. Kendini kültürel mirasın korunmasına ve sürekliliğinin sağlanmasına adamış olan Tarihi Kentler Birliği, ÇEKÜL, UNESCO, ICOFORT, ICOMOS üyelerinin görüşleri projeye yeni ufuklar açacak, ivme kazandıracak, işin doğru ve başarılı sonuçlanmasına yardımcı olacaktır.

 

Sonuç olarak,  göz bebeğimiz Mardin Kalesi'nin restorasyonu ilgili yasa, yönetmelik ve tüzüklere uyularak, aceleye getirilmeden ve özgünlüğünü bozmadan kontrollü bir şekilde titizlikle, rant kaygısı gütmeden, akademisyenlerden ve uzmanlardan görüş alınarak yetkin kişilerce üstlenilip makul bir sürede sabırla, şevkle, bilinçle yapılmalı ve her aşaması basın aracılığıyla kamuyla şeffafça paylaşılmalıdır. Restorasyona başlamadan önce Kale'nin ve Mardin'in tarihini ve geçmişteki kültürünü ortaya çıkartmaya, tarihi kanıtları belgelemeye, incelemeye, korumaya ve elde edilen verilerin bilim dünyası ile paylaşılıp halkın gözünde anlamlı bir hale getirilmesini sağlayacak yazılı ve görsel yayına yönelik projelerin geliştirilmesi için acilen arkeolojik çalışmaların önü açılmalıdır. Tarihsel süreci daha iyi açığa çıkartılmış ve anlatılmış, doğru korunmuş ve onarılmış bir kale turizm için daha manyetik bir merkeze dönüşecektir.

 

Mardin Kalesi'nin, diğer adıyla Kartal Kayası'nın ziyaretçileriyle hasret gidermesinin tatlı hayalini kurarken jeolojik olarak yaşlı olan bir tepenin üzerinde kurulmuş olan yorgun kalenin statik problemler (zemin kayması gibi) yüzünden akın akın insanlara kucak açamayacağını aklımızın bir köşesine şimdiden yazmalıyız.  Dolayısıyla Kale'deki caminin ibadete açılması (1) hem insan hayatı hem de Kale için risk taşıyacağından mümkün görünmemektedir. Kontrolsüzce giriş yapacak çok sayıdaki insan Kale'deki tahribatı da hızlandıracaktır. Öte yandan, Kale'de caminin ibadete açılmasını etik ve sosyal adalet açısından da doğru bulmuyorum. Her fırsatta Mardin'in Müslümanıyla Hristiyanıyla, Süryanisiyle Arabıyla, Türküyle Kürdüyle, Ermenisiyle Ezidisiyle ahenk içinde ve hoşgörüyle (2) yaşanılan ender bir şehir olduğu vurgulanırken, Mardin bu tema esas alınarak günümüze ulaşmış kalıntılar ile UNESCO Dünya Kültür Mirası adaylığına değer gösterilirken, böylesi bir kültürel alaşım ortamında şehrin en yüksek yerine şehrin tek varisiymişçesine sadece Müslümanlara ait bir ibadethanenin açılması bence yakışık almaz (3).

 

Ortak kültürel mirasımız olan tarihi cami kıymetli bir tarihi eser olarak Kale'de yaşamaya devam etmeli ve herkesin ziyaretine açık olmalıdır. Sözlerim camilere ve İslam'a karşı bir duruş olarak anlaşılmamalıdır. Benim anlatmak istediğim sadece insan hayatına ve tarihsel bir anıta gelebilecek zarardan korkmamın yanında etiksel, mesleki ve evrensel bakış açımdan kaynaklanan bir hassasiyetten ibarettir.

 

Tüm Mardinliler ve tarih severler gibi ben de Kale'nin ziyarete açılmasını sabırsızlıkla bekliyor ve restorasyon projesinin başarıyla bitirilmesini diliyorum.

 

DİPNOT:

 

1-   Vali Ahmet Cengiz'in basında yayınlanan açıklamasından edindiğim bilgiye dayanarak. Bugün büyük bir kısmı yıkık olan ve kısmen kubbesiyle ayakta olan Kale Cami'nin tamamlanması ve ibadete açılması restorasyon ilkelerine aykırı olacağı (bkz. Venedik Tüzüğü) için bahsedilen cami 14. yy. sonu ile 15. yy.'ın ilk yarısına tarihlendirilen ve yakın bir zamanda restore edilen Hızır Cami olsa gerek. Restorasyonda esas olanın yenileme olmayıp mevcut olanın sürdürülebilirliğini sağlamak olduğunu vurgulamakta fayda görüyorum.

 

2-   İçinde hata yapanla affeden büyüğü/önemliyi/çoğunluğu  içeren üstten bakış içermesi nedenliyle toplumsal meselelerde sevmediğim bir sözcük.

 

3- Arap coğrafyacı Yakut'un Kale'den bakarken esinlendiğini sandığım şu sözlerine kulak verelim ve o dönem Mardin'i yaşatmaya devam edelim: "Mardin, Dunaysır (Kızıltepe), Dara, Nusaybin ve onların üzerinde bulunduğu geniş ovaya bakan bir dağın tepesinde bir kaledir. Kalenin önünde, Pazar yerleri, Müslüman ve Hıristiyan hanları bulunan büyük bir mahalle uzanır. Kent, bir anfitiyatro şeklinde yapılmıştır. Dünyada ondan daha güzel, daha sağlam inşa edilmiş ve daha muhkem bir kale olmadığına kuşku yoktur."  (K. Keskinbora 2013, Artuklular'da Bilim ve Sağlık. http://haberler.mardinimiz.com/yazar.asp?yaziID=2616. 14 Kasım 2013)

Bu haber 1936 defa okunmuştur.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google
  • Delicious
  • FriendFeed
  • StubmleUpon
  • Digg
  • Netvibes
Röportaj Haberleri
::: MANŞET HABERLER :::
Yukarı Geri Mardin Haberleri Burada   haberler  

Video Galeri

Tüm videolar