Dolar 3,6400
Euro 3,9015
BİST 92,423
Altın 1,284,1

Mardin Arkeoloji Literatürünü Alt Üst Edecek

Mardin Arkeoloji Literatürünü Alt Üst Edecek
Eklenme Tarihi : 06 Şubat 2013, 17:39
Mardin Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Güner Coşkunsu, mardinimiz.com Genel Yayın Yönetmeni Burak Erdem'in sorularını cevapladı.

   Yrd. Doç. Dr. Güner Coşkunsu, Mardin Artuklu Üniversitesi (MAÜ) Arkeoloji Bölüm Başkanı. Güner Coşkunsu’yu makamında ziyaret ettim. Kendisiyle ilk kez tanışıyordum. Güner Coşkunsu lisans ve yüksek eğitimini övünç duyduğu İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Prehistorya Anabilim Dalı’nda tamamlamış. İkinci yüksek lisansını ve doktorasını herkesin yapmak istediği bir üniversitede, yine gururla bahsettiği Harvard Üniversitesi’nde Arkeoloji Bölümü’nde yapmış ve doktora yaparken Harvard’da arkeoloji dersleri vermiştir. Doktorasını tamamladıktan sonra Harvard’da arkeolojik araştırmasına devam etmek için bir buçuk yıl daha kalmış ve hemen ardından akademik kariyerine post-doktora bursu kazandığı SUNY Buffalo Üniversitesi’nde devam etmiştir. SUNY Buffalo’da bir yıllık post-doktora sırasında hem araştırmalarına devam etmiş hem de arkeoloji dersleri vermiştir. MAÜ’den gelen iş teklifi, Yeditepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nden gelen iş teklifini kabul ettikten sonra geldiği için Mardin’e  kavuşması 2011 yılında gerçekleşmiş.

 

Kendisi idealist ve hayatını mesleğine adamış bir bilim insanı. Amerika’da yaşayıp önde gelen kuruluşlarda akademisyenlik yapabilirdi; ama Güner Coşkunsu Mardin’e gelmeyi tercih etmiş.

 

Pazar günü röportaj yapmak üzere kendisiyle kahvaltıda bir araya geldik. Güner Coşkunsu Harvard’tan Mardin’e olan yolculuğunu büyük bir içtenlikle anlattı.

 

Şunu söylemeliyim ki yıllardır arkeolojik anlamda ihmal edilen Mardin’in yüzü güleceğe benziyor.

 

- Öncelikle şunu sormak istiyorum,  neden arkeoloji?

 

Size şunu söylemeliyim ki arkeolojiyi bilinçli olarak seçtim. Arkeolojiyi seçmemde iki dönem var. Birinci dönem olarak çocukluğumdaki merakımı söyleyebilirim. Çocukluğumda TRT’de belgeseller gösterilirdi. O belgesellerde arkeologlar, antropologlar, etnologlar ve zoologlar bambaşka dünyalarda ilginç hayvan ve insanlarla yaşıyor, toprağın altında yeni dünyalar keşfediyorlardı. Keşke ben de onlarla gezebilsem, o yerleri, insanları ve hayvanları görebilsem, geçmişi araştırabilsem diye düşünürdüm… Örneğin, Paleolitik dönem arkeolojisinin en saygın iki arkeoloğu olan Mary ve Louis Leakey’in Afrika’daki arkeolojik çalışmalarını gösteren belgeseller çoçukluk hayallerimin en büyük kaynaklarından biriydi. Leakeyler bende ayrıca Afrika Kıtası’na ve Afrikalı insan ve hayvanlara karşı da büyük bir merak uyandırmış ve onları bana sevdirmiştir. Bir taraftan Leakeyler gibi arkeolog olmanın ve keşifler yapmanın hayalini kurarken bir taraftan da yine çocukluğumda belgesellerini izlediğim ve çok saygı duyduğum primatolog Dian Fossey gibi  Afrika’daki gorillerle yaşayıp onun gibi acımasızca öldürülen gorilleri korumak isterdim. Kısacası çocuk aklımla Afrika’ya gidip hem Mary Leakey hem de Diane Fossey olmak isterdim.

 

Aslında benim ilgim sadece arkeoloji ile sınırlı değildi. Antropolog olmayı da çok isterdim, astronot ve opera sanatçısı da, ama arkeoloji okumak benim için bambaşka bir istekti. Çok iyi hatırlıyorum, çocukluğumda doğa gezisine gittiğimiz zaman sürekli toprağa doğru yönelirdim ve ilk fırsatta toprağı eşelerdim. Suyun ve toprağın birarada olduğu yerlerde de minik kaplar ve figürinler yapardım. Gezilerde ceplerimi taş, kavkı ve ilginç formları olan kurumuş ağaç dalları ile doldururdum. Küçüklüğümden beri bu malzeme grubuyla aramda sımsıcak bir bağ olmuştur. Arkeoloji okumaya başladığımda da kendime uzmanlık alanı olarak çakmaktaşından ve obsidyenden yapılmış taş aletleri seçtim. Kitap okumayı seven bir öğrenci olduğumdan çantam hep kitap dolu olurdu. İlkokulda kitaplık kolu başkanı olduğumdan her gün sınıf kitaplığımızdan kitap alma hakkım olunca çantamı doldurmam zor olmazdı. Öğrenciliğim boyunca çantamın ağırlığına üzülen sevgili babamın “kızım çantanda taş mı taşıyorsun?” sorusuna cevabım üniversite yıllarında “evet baba” oldu. Çünkü Prehistorya okuyan ve çalışma alanı olarak kendine taşları seçen biri olunca arazi ve laboratuvar çalışmalarında çantanıza doldurduğunuz malzeme doğal olarak taşlar oluyor.

 

Bulunduğunuz dünyanın ötesine gitme isteği; sürekli doğada olma, gezme ve keşfetme isteği; diğer insanların nasıl yaşadığını ve neyi neden nasıl yaptıklarını merak etmek; toprağa ve taşa meyilli olmak; kolleksiyon yapmak...  Bunlar herhalde benim ileride arkeolog olacağıma dair önemli işaretlerdi. Sanırım arkeolog olacaklar belli bir obje çeşidine ve malzemeye eğilimli oluyor. Mesela benim taş ve deniz kabuğu koleksiyonum var.

 

Arkeolojiyi meslek olarak seçmemdeki ikinci dönem artık salt bir meraktan öte bilinçli yapılmış bir tercihin olduğu ortaokul yıllarımdır (eskiden ilkokuldan sonra ortaokula kayıt olunurdu). En belirleyici faktör gerçekliğine ve sebeplerine kuşku ile baktığım bitmez tükenmez sayıdaki ezberlememiz istenen tarihi olaylardı. Bize tarihi geçmişte ne kadar da sıkıcı anlatmışlar! Tarih derslerinde okurken veya dinlerken kendi kendime hep şu soruyu sorardım: ‘Acaba bu bilgiler doğru mu?’ Aklımı kurcalayan bu soru bende tarihin en azından belli bir kısmını kendim araştırıp bulma ihtiyacını hissettirdi. Kazarak ve analiz ederek mümkün olduğunca gerçeğe kendim ulaşmak istedim. Sonrasında az önce dediğim gibi bilinçli bir tercih yaparak arkeoloji okumaya karar verdim.

 

- Harvard’ta doktorasını yapmış bir kişi olarak neden Mardin’i, Artuklu Üniversitesi’ni tercih ettiniz?

 

Beni Mardin'e getiren idealizmim, ülkeme verdiğim önem ve iyi koku almamdır. Neden koku almak diyeceksiniz. Arkeolojik açıdan adeta bir terra incognita (bilinmeyen/keşfedilmemiş yer anlamında) olan Mardin’de kariyerini arkeoloji alanında, ve hatta tüm diğer bilim alanlarında, yapmayı planlayanların buradaki ünik fırsatların ve durumun farkında olması, öngörmesi gerekir. Mardin’de araştırılacak çok konu ve keşfedilecek epey tarihi olgu  ve kalıntı var.

 

Mardin, benim her zaman gönlümde vardı. İlk kez 1990’lı yılların başlarında Mardin’e gelmiştim ama ne yazık ki o dönemlerde Mardin’de uzun süreli kalamamıştım. Çalışmalarımız sürekli ilçelerde ve köylerde gerçekleşiyordu. O yıllarda bana bir Orta Çağ kenti gibi görünen bu ender ve tarihi çok eski olan bu şehirde en az bir hafta kalmanın düşünü kurardım.  Ne yazık ki bu isteğimi Mardin Artuklu Üniversitesi’nden gelen Arkeoloji Bölümü Başkanlığı teklifini kabul ettiğim 2011 yılından önce gerçekleştirmem mümkün olmadı.

 

Ben bu güne değin olan akademik çalışmalarımı Güneydoğu Anadolu arkeolojisi üzerine yaptım. Lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmalarımın kaynağı çok sevdiğim ve arkeolojik olarak çok heyecan verici bulduğum bu bölgedir. Akademik çalışmalarım sırasında bana genellikle çok cömert davranan, sevgi ve saygıyla  yaklaşan Güneydoğu’nun güzel insanına ve bu topraklara gönül borcum olduğunu düşünürüm. Gönül borcum olan bu bölgeye ve insanlarına öğrencisi olma şansını yakaladığım dünya çapındaki saygın Türk ve ‘yabancı’ bilim insanlarından ve meslektaşlarımdan edindiğim bilgi ve mesleki deneyimlerimi kullanarak Mardin Artuklu Üniversitesi bünyesinde hocalarımdan aldığım ekolü yayarak, iyi öğrenciler yetiştirek ve bilimsel çalışmalar yaparak faydalı olmak isterim. Vereceğim hizmetin sadece bu bölgeye değil ülkemin tüm bölgelerine ve bilime faydasının dokunmasını arzu ediyorum.

 

Doğu ve Güneydoğu Anadolu arkeolojisinde hala bazı bölgelerde hemen hemen hiç çalışılmamış olmasından dolayı önemli bilgi boşluğu bulunmaktadır. Böyle olunca Anadolu ve hatta Yakındoğu ve dünya arkeolojisinin belli bir kısmına dair tespitlerimiz de eksik kalıyor, tarihin ‘objektif’ yazımı, (Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri de dahil olmak üzere) mümkün olmuyor. Bu bilgi boşluğunun kapatılması için kentsel dönüşüm ve beraberinde gelen faaliyetlere bağlı olarak evrensel kültürel mirasın tehdit altında olduğu Mardin’de ve çevre illerde acilen bilimsel arkeolojik çalışmaların başlatılmasında, arkeolojiyi benimseyen ve benimsetecek öğrencileri ve geleceğin örnek arkeologlarını yetiştirecek bir Arkeoloji bölümünün kurulmasında emeğimin olmasını istedim.

 

Şunu da belirtmek isterim: Harvard Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra Türkiye’nin son yıllardaki beni üzen, endişelendiren toplumsal, politik ve bilimsel açıdan gidişatı nedeniyle ülkeme karşı daha fazla sorumluluk üstlenmem gerektiğini hissetmeye başlamıştım. Amerika’da gerek oldukça refah içinde geçen yaşam standardımdan gerekse ideal bilimsel araştırma ve bilgi üretimi için sunulan ortamımdan vazgeçmek kolay olmadı tabi. Hala özlemini derinden hissettiğim bu şartların bir gün bizim ülkemizde de sağlanması için elimizi taşın altına koymalıyız. Bu nedenle Türkiye’ye dönüp hizmet vermek istedim. Amerika’da ya da Avrupa’daki önde gelen üniversite ve  enstitülerde akademisyenlik veya araştırmacı statüsünde çalışabilirdim ama az önce sıraladığım sebeplerden dolayı Türkiye’ye dönmek istedim. Türkiye’ye dönükten sonra Mardin Artuklu Üniversitesi’nden teklif gelince şunu düşündüm. ‘Neden iyi üniversiteler sadece batıda olsun?’ Türkiye’nin ve akademimizin gelişmesini gelişmesini istiyorsak ülkenin her yerinde en iyisini sunabilecek akademisyenlerin olması gerekir. En iyi arkeoloji bölümleri neden sadece büyük metropol şehirlerimizle sınırlı kalsın? Söylediğimde pek çok kişiye ütopik ve komik gelen bir hayalim var “Neden Mardin Artuklu Üniversitesi ya da diğer üniversitelerimiz de en az bir Harvard Üniversitesi kadar lider bir üniversite olmasın?” Mardin Artuklu Üniversitesi yepyeni bir üniversite ve her yeni başlangıç benim için ümittir. Özlediğiniz, hayalini kurduğunuz, idealleştirdiğiniz bir bölümü yepyeni üniversitede kurabilirsiniz. Bu hepimizim ideali olursa gerçekleşecek bir istek...

 

Dünyanın en güzel ve hayranlık uyandıran tarihi şehirlerinden biri olan Mardin’de kurulmuş olan MAÜ’nin çekiciliğinin sebeplerinden biri bence şehrin kendisi gibi kozmopolit bir yapısı olan yepyeni bir üniversite olmasıdır. Ayrıca üniversitemize liderlik eden entellektüel, demokratik, vizyon sahibi, teşvik ve takdir edici, sosyal bilimlere değer ve destek veren, erişilebilir, çözüm üretici bir  rektörümüz var. Şimdiye kadar Türkiye’de daha önce gözleri arkeolojiden bahsedince ışıl ışıl olan ve çok sayıda arkeolojik kazıyı ziyaret eden ve hatta kazılarda çalışan başka bir rektörle karşılaşmadım. Edebiyat Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Mustafa Oflaz’ın da  arkeolojiye olan ilgisinin ve projelerimize olan desteğinin motive edici olduğunu vurgulamak isterim.

 

Elbette ki Anadolu’da çalışacağım üniversitenin tercihini yaparken temel bazı faktörleri değerlendirmem gerekiyordu. Bunların başında üniversitenin idari ve akademik kadrosunun niteliği ve vizyonu geliyordu. Mardin Artuklu Üniversitesi’ni bana daha da cazip kılan kişilerden biri ilk kez iş görüşmesi sırasında tanıştığım Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Serdar Bedii Omay’dır. Türkiye’de ve Amerika’da çok iyi eğitim alma şansına sahip olmuş ve önünde iyi iş imkanları olan bir akademisyenin tüm idealizmine, isteğine ve heyecanına rağmen son kararı verip iş sözleşmesini imzalama aşamasına geldiğinde çekincelerinin olacağını tahmin edersiniz. ‘Çalışacağım üniversite Mardin Artuklu mu yoksa başka bir üniversite mi olmalı?’ diye düşünüp durmaya başlarsınız. İdealizm ile realizm bu noktada çatışmaya başlar. Rektörümüz ile tanıştıktan sonra çekincelerimin çoğundan kurtuldum. MAÜ’ne olan inancımı ve ümitlerimi arttıran diğer iki kişi o zaman iş görüşmelerinden sorumlu olan Yrd. Doç. Dr. Birgül Açıkyıldız Şengül (Sanat Tarihi Bölümü kurucu bölüm başkanı) ile Yrd. Doç. Dr. Serdar Şengül’dür (Antropoloji Bölümü).

 

- Arkeolojik anlamda Mardin’i nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Öncelikle arkeolojik ve kültür tarihi açısından belki de dünyadaki en zengin şehirlerden biri olan Mardin’in hem Mardinliler, hem yerel yönetim hem de merkezi yönetim tarafından, tüm iyi niyetli çalışmalara rağmen, kısa bir zaman öncesine kadar ihmal edildiğini, arkeolojik ve turizm potansiyelinin gözardı edildiğini üzülerek belirtmek isterim. Arkeolojik bir perspektiften baktığımda Mardin’i ve Mardin’de çalışan bir arkeolog olarak kendimi hem çok şanslı hem de çok şanssız olarak değerlendiriyorum. Mardin’de nereye bakarsanız bakın, attığınız her adımın altından tarih fışkırıyor. Sadece toprağın altında değil, toprağın üstünde de çok sayıda arkeolojik ve kültürel miras var. Ne yazık ki bunların şimdiye kadar kıymeti bilinmemiş, korunmamış, belgelenmemiş, incelenmemiş ve değerlendirilmemiş. Yoktan yeşili ve suni yapılarıyla tarihi yeniden canlandırmaya çalışan bazı Avrupa ülkelerinin çabasının yanında bizim bu kıymet bilmezliğimize ne desem az gelir. Şu an röportajı yaptığımız yer Yenişehir semti. Etrafa şöyle bir baktığımızda her tarafta inşaatları görüyoruz. Bu inşaatların çoğunun altında belki de arkeolojik malzeme var ama ne yazık ki çoğu tespit edilemeden hızla yok olup gidiyor. Bunun bana nasıl acı verdiğini bir arkeolog olarak siz de tahmin edebilirsiniz. Mardin’de şimdiye kadar bilimsel yöntemlerle yapılmış  sadece bir kaç tane yüzey araştırması ve kazıdan bahsedebiliriz. Mardin’in hala tüm köyleri ve ilçeleri kapsayan bir kültür envanteri bulunmamaktadır. Geçmişte Diyarbakır Müzesi Müdürü Nevin Soyukaya’nın başkanlığında yapılmış olan ve Mardin’in sadece bir kısmını içeren Mardin kültür envanterinin bir an önce tüm köy ve ilçeleri içerecek şekilde tamamlanması elzemdir. Her köşesi arkeolojik ve tarihi kalıntılarla dolu olan Mardin ilinde tescillenmiş yapı ve sit alanları ironik denilecek kadar az sayıdadır. Ne yazık ki Mardin arkeolojisi hakkında yazılmış ve yayınlanmış detaylı yayınların sayısı da oldukça az. Ilısu Barajı arkeolojik kurtarma kazıları sonuçlandığında meslektaşlarımın Mardin ve çevre illerin sınırlarında kalan araştırmalarını kapsamlı monograf ve makalelerle tanıtarak verileri hem bilim insanlarıyla hem de halkla paylaşacaktır. Bu araştırmalar kapsamında titizlikle hazırlanmış lisansüstü tezleri de literatüre önemli katkı sağlayacaktır. Aslında Mardin sadece arkeolojik açıdan değil birçok alanda ihmal edilmiş bir şehir. Bu ender şehrin hem akademik hem de idari anlamda çok daha fazla hizmet görmesi gerekiyor. Yerel yönetim organlarının ve idarecilerinin samimi ve iyi niyetli yaklaşımalarının MAÜ akademisyenlerinin mesleki bilgi ve deneyimleriyle harmanlandığında kültür ve tabiat varlıklarının korunması, yönetimi ve turizme etkin olarak kazandırılması konusunda kısa sürede daha fazla yol katedeceğimize inanıyorum.

 

- Mardin’de arkeolojiye ve MAÜ Arkeoloji Bölümü’ne olan bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Aslında bu sorunun cevabından pek emin değilim. Genel olarak baktığımda Mardin’in arkeoloji disiplinine ve arkeologlara yabancı olduğunu söyleyebilirim. Bu kadar tarihi olan bir şehirde insanların arkeolojiye yabancı olmaları durumunu garip bir çelişki olarak görüyorum.

İnsanlara arkeolojinin ne olduğunu, neden ve nasıl yapılması gerektiğini, geçmişi koruyarak nasıl bir maddi ve manevi kazanç sağlayacaklarını örneklerle ve azimle anlattıkça yaptığımız işi ve Mardin’de bulunuş amacımızı daha fazla önemsediklerini fark ediyorum. Mardin’de arkeolojiyi tanıtmak için bölüm olarak herkese arkeolojiyi anlatmaya çalışıyoruz. 

 

Görünürde Mardin’de Arkeoloji Bölümü’ne olan ilgi oldukça büyük. Haftada en az iki-üç yetişkin Bölüm’e öğrenci olarak kaydını yaptırmak isteyen yakınından bahsetmek ve bilgi edinmek için, öğrenciler kazılarımıza katılmak ve arkeoloji okumak için ofisime gelir. Mardin’de “çoook eski” olarak tanımladıkları kalıntıların olduğu yerleri bize tarif etmek ve oralara götürmek için gelen ya da telefonla bilgilendirenlerle de çok karşılaşıyoruz. Türkiye’nin her tarafında sit alanları tahrip edilirken Mardin’de gezi amaçlı gittiğimiz bazı köylerde muhtarların geçmişe olan ilgisi ve korumacı tutumları ile karşılaşmak beni çok mutlu ediyor ve duygulandırıyor. Köylerinde araştırma yapmak bizi davet eden muhtar sayısı şaşılacak kadar çok. Özellikle Midyat’taki Süryani köylerinin ve Ğurs Vadisi’ndeki muhtarların tarihi kalıntıları koruma konusundaki hassasiyetleri takdire değer.  Mardin’de Arkeoloji Bölümü’ne olan ilgi ve ihtiyaç sadece halktan değil adliyelerimizden de gelmektedir. Mardin’de kısa yoldan zengin olma hayaliyle yasa dışı yollardan arkeolojik alanlarda kazı yapanlar ve  arkeolojik eserlerin dolaşımında rol alanların (defineci olanlar ve olmayanlar) sayısına paralel olarak asliye ceza mahkemerinde 2863 nolu yasaya muhalefetten yargılanan sanık dosya sayısı da oldukça kabarıktır. Daha önce Mardin dışındaki üniversitelerin arkeoloji bölümlerinden arkeolog bilirkişiler talep edilirken artık MAÜ’nin Arkeoloji Bölümü’nden bilirkişi istenmektedir. Böylelikle hem vatandaşlarımız hem de hukukçularımız bu tür adli  davalarda daha kısa sürede sonuca ulaşmaktadır.

 

Kısacası bir taraftan arkeoloji söz konusu olduğunda herkeste bir ilgi ve heyecan var. Diğer taraftan söz konusu tarihi korumak olduğunda bir anda heyecanını yitirip arkeolojik kalıntıları tahrip eden hoyrat insanlar var. Arkeoloji herkes için heyecan verici ve herkesin imrendiği bir meslek grubudur. İnsanlar biraz da filmlerden edindikleri yanlış izlenimler sonucunda arkeologlarla Indiana Jones arasında bağlantı kuruyor. Hemen hemen herkesin içinden ah geçirerek yapmak istediği bu iş yapmaya gelindiğinde ya da yapılması için uygun koşulların sağlanması söz konusu olduğunda ne yazık ki ortalıkta fazla kimseyi göremezsiniz. Arkeolojiyi çok sevdiğini ve ilgilendiğini söyleyen insanların yeri geldiğinde  tahribatların önüne geçmemesine ve bizzat tahrip edenlerden olmalarına şaşırıyorum. Belki de şaşmamalıyım...

 

- Mardin’de yapmayı hedeflediğiniz öncelikli çalışmalar nelerdir?

 

MAÜ Arkeoloji Bölümü’nün birazdan bahsedeceğim hedeflerine ulaşabilmesi için şimdilik öncelikli hedefim Arkeoloji Bölümü’nü farklı alanlarda uzmanlaşmış, etik kuralları benimsemiş, dinamik, arazi çalışmalarında-sınıfta-yayın alanında üretken olma potansiyeli yüksek olan, Bölüm’de ve Mardin’de özveriyle ve ekip ruhuyla çalışacak  akademisyenlerden oluşacak güçlü bir kadro oluşturmak  ve kariyerlerinde bizlerden daha iyi olmalarını istediğim öğrencilerimize, geleceğin arkeologlarına bir an önce kavuşmak. Öğrencilerimiz gelmeden önce alt yapının sağlam ve güçlü bir şekilde kurulmasına çok önem veriyorum. Öğrencilerimize farklı alanlarda uzmanlaşmış zengin bir akademik kadrodan ders alma fırsatı sunarsak öğrencilerimiz hem daha donanımlı ve geniş perspektifli olacak hem de arkeoloji eğitimleri daha zevkli kılınmış olunacaktır. Kitapsız, kütüphanesiz eğitim ve araştırma olmaz. Dolayısıyla ilk öğrencilerimiz gelmeden önce MAÜ Merkez Kütüphanesi’ndeki ve bağışlar yoluyla kurmakta olduğum Arkeoloji Bölümü Kitaplığı’nı zenginleştirmek yine önem verdiğim diğer bir konu.  Alt yapının kurulması kapsamında en kısa zamanda ideal dersliklere ve arkeolojik malzeme analizlerini yapabileceğimiz tam donanımlı laboratuvarlara sahip olmak da kısa vadedeki öncelikli hefelerim arasında bulunuyor. Bir diğer hedefim ve ümidim de öğrencilerimize arazi çalışmaları için gerekli olan uygulamalı eğitimi verebileceğimiz kazı ve yüzey araştırmalarına başlayabilmek için Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nden gerekli izinleri bu yıl alabilmek.

 



Arkeoloji Bölümü adına hedeflerimizi ise şu şekilde özetleyebilirim:

 

- Çağdaş bilimsel ve eğitime yönelik yaklaşım ve yöntemleri kullanarak bilimsel ve etik ilkeleri benimseyen, araştıran, sorgulayan, eleştirel düşünen, özgün fikirler üretebilen, tarihi ve evrensel kültürel mirası koruma bilincine erişmiş ve mesleğine saygı duyacak nitelikli arkeologlar yetiştirmek (lisans, master ve doktora programları vasıtasıyla).

 

- Ulusal ve uluslararası interdisipliner çalışmalarla hem Mardin’i hem de Türkiye’nin, genel olarak Yakındoğu’nun, pehistorik dönemlerden tarihi çağlara kadar olan kültürel silsilesini araştırıp  bilimsel bilgi üretmek ve bu bilgiyi anlaşılır bir dilde halkla paylaşmak. Zaman içinde Türkiye’nin ve dünyanın farklı bölgelerinde arkeolojik projeleri olan başarılı, üretken ve dünya arkeoloji literatürünü ciddi yayınlarla zenginleştirecek bir Arkeoloji Bölümü olmak.

 

- Üniversite-müze-yerel ve merkezi yönetim-STK’lar işbirliği ile kültürel mirasın evrensel olduğu ve korunması gereken bir değer olduğu bilincini toplumun her kesimine yayınlar. medya ve diğer tanıtım araçları ve sosyal sorumluluk projeleri gibi yollarla yaymak, Türkiye’de arkeoloji ile halkı buluşturmaya yönelik çalışmalar yapmak (Anglo-Saxon literatürde Public Archaeology deniliyor).

 

-Kültür miras yönetimi, kültürel mirasın sürekliliği ve müzecilik konusunda uzmanlaşacak öğrenciler yetiştirmek ve yerel yönetime bu konuda eğitici seminerler vermek.

 

- Üniversite-yerel yönetim-müze ortaklığı ile Mardin merkez, ilçe ve köylerindeki arkeolojik ve kültür kalıntıların kapsamlı bir envanterini ve haritalarını çıkartmak.

 

- Mevcut sit alanlarının ve tespit edeceğimiz yeni sit alanlarının detaylı bilimsel incelenmesi sonucunda elde edeceğimiz bilginin Mardin’in  önemli bir kültür turizmi merkez olması için kullanılmasını sağlamak.

 

Bu bağlamda, Mardin’i dünyanın ilgisini çeken bir turizm merkezi yaparken yerel yönetim birimlerinin vizyonunda kültür-tarih-doğa öncelikli kentsel ve kalkınma projelerinin olması gerektiğini vurgulamak isterim. Dünyada son yıllarda ciddi bir ekonomik girdi potansiyeli olması sebebiyle turizm sektörü kültür turizmi denilen yeni bir alana yönelmektedir. Toplumun geleneksel yaşam kültürünün esasını oluşturan köyler olmadan kültür turizmi yapılamaz. Köylerimizi yaşatmamız gerekir. Sadece köylerimizi ve tarihi yapılarımızı değil, geleneksel yaşama dair yokalma tehlikesi altında olan zanaatleri, sanat çeşitlerini, dansı, müziği (mesela Kürt dengbejlerin söylediği klamlar, Domların çaldığı ribab/kemençe), söylenceleri (Kürtce, Türkçe, Arapça, Mahalmice, Süryanice, Domca, Ermenice), yöresel yemekler gibi somut olan ve olmayan tüm kültür varlıklarımızın da sürekliliğini sağlayarak gelecek kuşaklara aktarmada hepimize düşen sorumluluğu yerine getirmeliyiz.  

 

- Mardin Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü ne zaman öğrenci kabul etmeye başlayacak?

 

Sizin de bildiğiniz gibi lisans eğitimine başlayabilmek için bölümlerde en az üç tane yardımcı doçent statüsünde akademisyenin bulunması gerekiyor. Şu anda bu sayıya sahip akademik kadromuz yok. İtalya ve İngiltere’den başvurularını kabul ettiğimiz iki aday son anda özel sebeplerden dolayı gelemeyince gelecek akademik yılda öğrenci alma planımız biraz riske girdi. Akademik kadronun oluşturulması çok ciddi ve zahmetli bir iş. Akademik kadroyu oluştururken ince eleyip sık dokuyoruz. Her bir adayla yapılan yazışma, özgeçmişlerini, referans mektuplarını, tezlerini ve yayınlarını okumak, iyi bulduğumuz adayların Mardin’de iş görüşmesi kapsamında verecekleri konferansın ve mülakatın organizasyonunun yapılması ve kabul edilen başvurunun ardından takip etmemiz gereken prosedür epey zaman alıyor. Arkeologların yaz ve sonbaharı genelde arazi çalışmalarında geçtiğinden diğer bölümlerden farklı olarak adaylarımız sadece geri kalan mevsimlerde iş başvurularına ve mülakatlara zaman ayırabiliyor. Henüz başlangıç aşamasında olan Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nde akademik kadro sayımız yeterli büyüklüğe ulaşıncaya kadar bizimle çalışacak akademisyenlerin önceliğinin Mardin arkeolojisi olmasını bekliyorum. Bu kriteri karşılayacak adayları bulmak ayrıca bir zaman meselesi. Mardin’in acilen arkeolojik çalışmalara ihtiyacı varken ve üniversitemiz Mardin’de kurulmuşken Mardin’de araştırma yapmamak MAÜ’nün ve Arkeoloji Bölümü’nün misyonuyla çelişmez mi? Güçlü, üretken ve alanında ses getirecek örnek bir arkeoloji bölümü kurmayı hedeflediğimden böylesi ciddi işlerin aceleye getirilmeden titizlikle yapılması gerektiğine inanıyorum. Akademik kadronun oluşumuna bağlı olarak önümüzdeki akademik yıl olmaz ise ondan sonraki akademik yılda mutlaka öğrencilerimize kavuşacağız.

 

-Mardin’deki arkeolojik çalışmaların gerçekleştirilmesi halinde Şanlıurfa - Göbeklitepe’de olduğu gibi Mardin’in de medeniyet tarihin değişebileceğini düşünüyor musunuz?

 

Bilimsel araştırmalarımıza izin verildiği takdirde Mardin’in arkeoloji literatürünü alt üst edecek veriler sunacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Şimdiki bilgilerimize göre Mardin tarihinin en az beşyüzbin (yarım milyon yıl!) öncesine gittiğini üniversitemizin Akbağ Köyü sınırları içinde kalan yeni kampüs alanından ve çevresindeki geniş alanlardan biliyoruz. Bu insanlık tarihinin en eski ve Yakındoğu’da en karanlık kalmış dönemlerinden birine eskiden bugünkü Mardin’in olduğu topraklarda geçildiği anlamına geliyor. Kazılar ve analizler yapıldığı takdirde tarihin bu karanlık kısmını aydınlığa kavuşturacak olan kanıtlar Mardin’den çıkmış olacaktır. Dolayısıyla Mardin’de yapılacak her çalışma medeniyet tarihini büyük ölçüde etkileyecek belki de bazı kesitlerini tamamiyle değiştirecektir. Mardin’de yapılacak arkeolojik çalışmalar arkeoloji literatürüne yepyeni bilgiler ekleyecektir. Çünkü Mardin’in bilinmeyeni çok fazla. Türkiye’nin Anadolu arkeolojisi haritasına baktığımızda ne yazık ki Mardin ortada kocaman bir boşluk şeklinde duruyor.

 

- Mardin’de yoğun şekilde arkeolojik çalışmaların gerçekleştirilmesi gerekiyor. Bu çalışmaların gerçekleşebilmesi için önemli desteklere ihtiyacınız var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

 

Çok haklısınız. Mardin’de Arkeoloji Bölümü’ne ve yoğun arkeolojik araştırmalara kesinlikle ihtiyaç var. Mardin merkez ilçesindeki üç köyde ve bu köylere komşu olan Ğurs Vadisi’nde MAÜ adına yüzey araştırması yapmak için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na izin başvurusunda bulunduk. Rektörlüğümüzün ve Dekanlığımızın izni ve desteği ile proje masraflarımız MAÜ tarafından karşılanacağından iznimiz çıktığı takdirde araştırmamızı ekonomik anlamda rahatlıkla tamamlayabiliriz. Buna rağmen arkeolojik varlıkların incelenmesi ve korunması için geliştirilen projelerde arkeoloji müzelerinin, yerel yönetim birimlerinin ve halkın mutlaka desteğinin alınması gerektiğini düşündüğümden üniversite-müze-yerel yönetim-halk işbirliğine çok önem veriyorum. Bu ilişki ağının içine müzelerin mutlaka bulunması gerekir. Arkeoloji bölümlerinin ve müzelerin bulundukları şehre arkeolojik ve turizm anlamında doğru hizmet vermeleri ve arkeolojik varlıkların halkla buluşturulması için birbirleriyle iyi ve destekleyici ilişkiler geliştirmeleri şarttır. Kültürel mirasın sürekliliği Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın çalışmaları yanında bu kurumlar arasındaki işbirliği ile sağlanabilir.


          


Bugüne kadar Sayın Valimiz Turhan Ayvaz ile bir araya gelip konuşma fırsatımız olmasa da arkeoloji ve kültürel miras hakkındaki hassasiyetinin ve ilgisinin farkındayım. Valilik bünyesinde hizmet veren Mardin İl Kültür Müdürlüğü ile ilişkilerimiz gayet iyi. İl Kültür Müdürü Sayın Davut Beliktay’in her daim mevcut olan pozitif enerjisi, dinamizmi, arkeolojiye olan ilgi ve heyecanı Mardin’de birlikte faydalı işler yapmaya dair şevkimi arttırıyor. Belediye Başkanımız Sayın Beşir Ayanoğlu ile iki kez görüşme ve Arkeoloji Bölümü’nün bazı projeleri hakkında konuşma imkanımız oldu. Kendisinden yapmayı planladığımız yüzey araştırması için destek istediğimizde hiç tereddüt etmeden yardımcı oldu. Yerel yönetimlerin MAÜ Arkeoloji Bölümü’nün projelerine olan ilgisinden ve desteğinden bahsetmişken Kızıltepe Kaymakamı  Sayın Erkaya Yırık’ın Ğurs Vadisi’nde proje evi olarak kullanacağımız atıl durumdaki Karaman Köyü Sağlık Ocağı’nın Arkeoloji Bölümü’ne tahsisinin sağlanması ve pratik nedenlerden kaynaklanan bazı zorlukları aşmamızda sunduğu yardımı takdire değerdir. Sağlık Ocağı’nın tahsisini sağlayan İl Halk Sağlığı Müdürü Nurettin Özdener’i de ayrıca anmak isterim. Bu vesileyle hepsine yardımlarından dolayı Arkeoloji Bölümü ve üniversitem adına çok teşekkür ederim.

 

- Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

 

Sizinle sohbet ederken şunu düşündüm. İdealist, heyecanlı ve arkeoloji bölümünde okuyan birisi olarak sizlerin katkılarını bekliyorum, ülkemizde arkeologların karşılaştığı engeller karşısında kolay kolay pes etmemenizi istiyorum. Ayrıca, bölgeden yetişmiş şimdi işsiz olan ya da mesleğini yapamadığı için başka işlerde çalışan iyi arkeologlara fırsat verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Mardin ve çevresindeki illerden olan ve bölgenin kültürünü ve coğrafyasını iyi bilen bu arkeologlar ile çalışmanın verimli sonuçlar üreteceğine inanıyorum. Bu nedenle bölgedeki arkeologları tanımak istiyor, onların birbirleriyle tanışmasını sağlayacak bir platform hazırlamayı düşünüyorum. Bu bölgenin arkeolojisini onlarla birlikte araştıralım istiyorum.

 

Mardin’de güzel şeyler yapılmaya çalışılıyor ama çoğu kez kültürel miras gözardı edilerek yapıldığından arkeolojik tarihi bilinmeyen bu eşsiz şehirin tarihi hızla siliniyor. Tarih silinirse bir daha geri getiremezsiniz. Bu kadar zengin, bu kadar önemli kültür varlıklarını elinde tutan bir şehire karşı sorumluluğumuz olmalı. Korumak, gelecek kuşaklara aktarmak gibi. Arkeoloji Bölümü olarak bunu Mardin halkı, yerel yönetim ve STK’lar ile birlikte emek vererek gerçekleştirmek hedefindeyiz.

 

- Zaman ayırıp sorularımı içtenlikle cevaplandırdığınız için çok teşekkür ederim.

 

Mersin’den bu röportajı yapmak için Mardin’e gelerek,  beni saatlerce hala ilgiyle dinlediğiniz ben çok teşekkür ederim.

Bu haber 5793 defa okunmuştur.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google
  • Delicious
  • FriendFeed
  • StubmleUpon
  • Digg
  • Netvibes
Röportaj Haberleri
::: MANŞET HABERLER :::
Yukarı Geri Mardin Haberleri Burada   haberler  

Video Galeri

Tüm videolar